|
|
March 23
|
.
HER UMUT
GERCEKLESECEK
BiR DÜS BULURMUS!
GÜL KOKUSUNU SİZDEN Mİ ALMIŞ BİLMEM
GÜL KOKUSUNU SİZDEN Mİ ALMIŞ BİLMEM
BİR ATEŞ ATTINIZ İÇİME SÖNMEZ YANAR HER DEM
BÜKÜLÜR BOYNUM, BİR GARİPLİK ÇÖKER
DOYULMAZ GÜZELLİĞİNİZE HASRET KALDI BU GÖZLER!
EFENDİM BENİM GÜZEL EFENDİM
SULTANIM BENİM GÜL SULTANIM
Ne zaman hayatınızda bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!
Subhanallahi ve bi hamdihi, Subhanallahil aziym
|
Sevdim seni mâbuduma Canân diye sevdim. Bir ben degil âlem sana Hayran diye sevdim.
|
|
Evlad-i iyalden gecerek Ben Ravzana geldim. Ahlâkını meth etmede Kur`an diye sevdim
|
|
Kurbanın olam Şah-i Rasül Kovma kapından Didârına müştak olan Yezdân diye sevdim.
|
|
Mahşerde nebiler bile Senden medet ister. Gül yüzlü melekler sana Hayran diye sevdim. |
Ancak, “Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de... Gözümde ne cennet sevdası var ne de cehennem korkusu. Cemiyetin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun! Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur” diyen Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nurlar gibi doğru rehberler ile manen hayat bulan gençler bundan müstesna. Felek ecbabı cefasın toplasın gelsin, dönersem kahpeyim Allah yolundan diyen gençler var. Unutulmasın, “Gerçi her arayan bulamaz ama, bulanlar arayanlardır.”

Rahman’ın Adıyla... Bir Nûr Yaratıldı, Kâinata Rahîm Olanın Rahmetini Muştulayan. Selâm Olsun O Müjdeciye!
  allah'ım Peygamber Efendimize Rahmet Eyle
Allahım Peygamber Efendimize rahmet eyle.Öyle rahmet ki,onun hürmetine bizi ve bütün korku ve belalardan kurtar.Bütün ihtiyaçlarımızı o rahmetin hürmetine yerini getir.Bütün günahlarımızı o rahmetin hürmetine temizle,o rahmetin hürmetine bütün hata ve günahlarımızı bağışla.
Ey Allahım,ey dualara cevap veren !Hayatım boyunca ve ben öldükten sonra, her an be salavatın kat katını ver.Bir milyon salat ve salam,bir okadar da çarpımından çıkan netice ve bunun da katı katı,Efendimiz Muhammed'e(a.s.m) O'nun AL,ashab,yardımcı ve tabilerine olsun.
Bu salavatların herbirini benim ömür müddetimdeki günahkar nefeslerim sayısınca çoğalt.Bu salavatların herbirisi hürmetine beni affeyle bana merhamet et.Bunu rahmetinle yap,Ya Erhamer-Rahimin
AMİN
|
KURTHAN DAGISTANLI |
February 18
|
|
|
 
|
 
 
SAAT:
TARİH
DERECE
Esselamü Aleyküm Degerli Kardeşlerim,
Bu hizmeti yapmaya bani vesile eden Rabbime sonsuz şükürler olsun.ALLAHA KUL RASULÜNE ÜMMET OLMAYA ÇALIŞAN acizane bir kulum. Rabbim bir ayetinde " Allah hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır." buyuruyor. (Mülk-2) Siz değerli Müslüman kardeşlerimin dualarına nail olamaya çalışıyorum. Rabbim hata ve kusurlarımı bagışlasın.
İnternet sayfamdaki konuları kendi imkanlarım ve arkadaşım,olan NUH SALIH İSLAM .kardeşime burdan cok teşekkür ederim kendisinden allah razı olsun bunu kendilerine bir borc olarak bilmekteyim.kendilerinin cok emekleri gecmiştir bu sayfada .bu sayfayı dini konular dogrultusunda hazırlamaktayım. Elimden geldigi kadar Ehli sünnet yolunu takip etmekteyim. Sayfamdaki mevcut konuları, piyasada satılan kitap ve CD`lerden faydalanarak hazırlıyorum. İnternet sayfamda bana ait bir konu ve yazı bulunmamaktadır. Sadece varolan kaynaklardan hazırlayıp sizlere sunmaya çalışan acizane bir kulum.
Ya Rabb, bu dini bize doğru olarak öğrenmeyi ve rızan istikametinde bir hayat yaşamayı, son nefesimizde iman ve Kuran la ölmeyi bizlere nasip eyle. Dinsiz, İmansız olarak canımızı alma, ya Rabb bizlere cennetini ve cemalini görmeyi nasip et, Cehenneme yakıt (odun) olmaktan bizleri muhafaza eyle, bütün müslüman kardeşlerimi cennettine nail eyle. Amin
Ayrıca bu sayfada yayınlamakta oldugum konuların hazırlanmasında istifade ettiğim eserleri hazırlayan Abilerden de Allah Razı olsun. Bir hak ihlali olduysa Haklarını Helal Etsinler...
ALLAHIN RAHMETİ VE BEREKETİ BÜTÜN MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN ÜZERİNE OLSUN.,

KURTHAN DAGISTANLI
|
BANA OY VERMEK İSTEYEN KARDEŞLERİM BU ADRESTEN OY VEREBİLİRLER
| YAZDIKLARINIZ BURAYA!
DÜNYADA KARDEŞLİK VE YARDIMLAŞMA GİBİ GÜZEL ŞEY VARMI
İŞTE BUDA BENİM LOGOM
BUNLARDA LOGO KODLARIM ALANINIZA EKLERSENİZ KARDEŞLERİM
<a target="_blank"href=" http://spaces.msn.com/members/zorrbey/" target="_blank"><img alt="ZORBEY alnına gider (HİLAL'İ AHMER)" src="http://x11.putfile.com/11/30716471725.jpg" border="0" width="200" alt="ZORBEY alnına gider (HİLAL'İ AHMER)" /></a>
TARİH
Yoksullar bizi bekliyor.
İzbelerde, harabelerde, barakalarda, küflü-nemli karanlık odalarda bekliyorlar. Naylon çadırlarda, toprak damlı evlerde, kuş uçmaz-kervan geçmez yerlerde ve şehrin göbeğinde. Kanlı gözlerini ufka dikmiş, bir heykel gibi hareketsiz, sessiz, dalgın bekliyorlar. Bebeler açlıktan ağlıyor, anaların gözpınarlarından yaş yerine kan akıyor. Çocukların dargın bakışlarından çelik parıltılar fışkırıyor. Babalar yumruk sıkıyorlar ve askerdeki oğullar gökyüzünde bir turna katarı arıyor. Dedelerin ağzı kapalı. Nineler ses vermiyor. Gelinler yaslı. Ve çelimsiz genç kızları dengesiz beslenme, akrabaları borç, komşuları ağıt bekliyor. Köşebaşlarında, çamurlu ıssız sokaklarda, karın, yağmurun ve gökdelenlerin arasında, dağ başlarında, tarlalarda, kapısına kilit vurulan atelyelerin önünde bekleşiyorlar. İşsiz, umutsuz, aç, yorgun, hasta, küskün, sessiz ve kimsesiz.
Siz ey sağlıklı ve varlıklı olanlar. Ey işleri tıkırında gidenler. Ey karnı tok, sırtı pek, yüzü gülenler. Ey seçim kazananlar ve koltuğa kurulanlar. Ey dolar uçuranlar ve muslukların başını tutanlar. Siz ey güç odakları, silah sahipleri, söz ustaları. Beş vakit namazını cemaatle kılanlar. Gece teheccüde kalkanlar. Zikir ile coşup nara atanlar. Defalarca hacca gidenler. Bir koyup beş kazanan tüccar, yağlı müşteriye yaltaklanan esnaf, aracılar, tefeciler, bankerler. Ey mangalda kül bırakmayan siyasiler. Bilim babaları, akademisyenler. Emirle demiri kesebilenler. Unutmayın. Önümüz kış ve yoksullar sizi bekliyor.
Bir niyet, bir haber, bir adım. Bir gülüş, bir kucak, baş yaslanıp ağlanacak bir omuz. Bir nefes, bir gölge, bir sığınak. Evet bekliyorlar. Sadece bekliyorlar. Ezelden takdir edilen ateşten gömleği giymiş bekliyorlar. Ağızlarını açsalar bir ah ile bulutları tutuşturabilirler. Harekete geçseler yer yarılır, gök göçer. Duaları da, bedduaları da makbuldür. Kaderin eli onları onları bekletirken sizi yürütecek. Bekleyebilmenin ve yürüyebilmenin sınavıdır bu. Rahmete gark olmuş bir güzel yolun bir güzel yolcusu olacaksınız.
Elbette bu halis niyet, bu salih amel, bu temiz kalp, bu atılan ilk adım sizi menzile ulaştıracak. O menzil ne kutlu bir menzildir. Orada başınızı gökyüzüne kaldıracak ve hilali göreceksiniz. "Aaa... Ramazan gelmiş" diyeceksiniz. Ramazan sizi yoksullarla buluşturacak. Şimdi, bugün, ertesi gün ve her zaman, bir ömür boyu. İşte o zaman. Bayram olacak. Bayram...
Sabaha kadar onları düşündüm
"Sıcak yemek götürmek için ziyarette bulunduğum son aile inşaatta kalıyor. Her tarafı açık, tuğla bir duvarın altında uyuyor ve uyanıyorlar. Anne, baba ve üç çocuk. Baba hasta. Çocuklar okula gitmek yerine çalışıyor. Şimdi havalar da soğudu. Onları ziyaret ettiğimin gecesi kendi evimde kaloriferler yakılmadığı için hafiften üşüdüğümü hissettim. Ve üzerime bir hırka aldım. Birden gözümün önüne gündüz gittiğim ailenin görüntüsü geldi. Ve sabaha kadar onları düşündüm. Ailenin bir banyo yapacak yeri bile yoktu. Aylarca banyo yapamamışlardı."
|
KORUYUCU AİLE: Koruyucu aile; korunmaya muhtaç en az bir, en çok üç çocuğa kısa veya uzun süreli gönüllü ya da ücretli olarak bakarak çocuğun sevgi dolu bir aile ortamında büyüyüp sağlıklı bir yetişkin olarak topluma kazandırılmasına yardımcı olan aileler olarak tanımlanabilir. Koruyucu aile hizmeti öz ailesi yanında bakımları (bir süre için) sağlanamayan çocukların bu dönemlerini en az zararla geçirebilecekleri, birebir ilişkinin kurulabildiği bir aile ortamı sağlanması açısından tüm dünyaca tercih edilmektedir. Koruyucu aile ortamında yetişen korunmaya muhtaç çocukların kurum bakımından yararlandırılan çocuklara göre daha sağlıklı geliştikleri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Koruyucu aile işlemleri 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kanunun "Koruyucu Aile Yönetmeliği"ne uygun olarak yapılmaktadır. Koruyucu aile olmaya karar veren 18 yaşını doldurmuş, Türkiye'de ikamet eden evli ya da bekar, bay veya bayanların bulundukları ildeki Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri'ne dilekçeleriyle başvurmaları gerekmektedir. Müraacatçının aşağıdaki belgeleri dilekçesine eklemesi yeterlidir. Fotoğraf · Nüfus cüzdanı örneği · Evlenme cüzdanı örneği (Evliler için), İkametgah belgesi · İş ve gelir durumunu gösteren onaylı belge · Adli Sicil Raporu · Sağlık kurulu raporu müracaat tamamladıktan sonra sosyal inceleme sonucunda uygun görülen ailelere, koruyucu aile hizmetinden yararlanmaya uygun çocuklarla tanıştırılarak koruyucu aile statüsü kazandırılmaktadır. · Koruyucu aile yanına yerleştirilen bu çocuklar ve aileler periyodik aralıklarla ilgili sosyal hizmet uzmanları tarafından, ziyaret edilerek çocuk ve ailenin karşılaştığı sorunların çözümünde yardımcı olunmaktadır. Koruyucu aile yanında bakılmakta olan çocuklar için belirli miktarda ailelere aylık ücret ödenmekte, çocukların sağlık giderleri Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından karşılanmaktadır. "Eğer siz de bir çocuğa sevginizi verebiliyorsanız SİZ DE KORUYUCU AİLE OLABİLİRSİNİZ!"

|
AYNİ - NAKDİ YARDIM HİZMETLERİ: Yoksulluk içinde olup da , temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve hayatlarını en düşük sosyo-ekonomik seviyede dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve ailelere , muhtaç çocuk , muhtaç özürlü statüsündeki kişilere ayni ve nakdi yardım yapılır. Yardım talebiyle İl Müdürlüğüne müracaat eden veya yardıma ihtiyacı olduğu duyulan veya tespit edilen kişilerin durumlarına uygun ayni-nakdi yardım hizmetinin şekli , İl Müdürlüğünde görevli sosyal hizmet uzmanları tarafından belirlenmektedir burda sizlerede işler düşmek te tabi sizlerde cevrenizdeki yardıma muhtac olan kişileri bulup yardımcı olursak ne mutlu sizlere arkadaşlar
KURTHAN DAGISTANLI
Subject: Cennet Anaların Ayakları Altındadır..!
Cennet Anaların Ayakları Altındadır
Peygamber efendimiz (a.s.)
Seni yazmak satirlara değil,kalbime yazmak.. Seni gözüyaşli bir geceden, hüzün kokan bir çehreden aşkima yazmak.. Bu garip gözyaşi mürekkebiyle seni anarken; hiçliğinin denizinde boğuluyor. Asirlar öncesine, çağlar ötesine haykiriş demlerimde; şu bulanik yüreğime dualarinla cansimidi olman ümidiyle; bu boranli bağri yanik geceden nur kalbine sesleniyorum...
-Ey tahire! Ey temiz diye çağirilan annem... temiz olamadim sen kadar.. kirli şafaklarda toz bulutlarinda eridim.. ben tahire olamadim, arinamadim anne.. karalandim, yağmalandim.. gönül iklimlerimde dört mevsim karabulutlar var, dört mevsim üşüdüm anne...
şimşekler çakiyor asumanimda.. ey vefalim, ey şefkat kahramanim anne... sana serzenişlerimi sunuyorum... hani diyorum o annelerin babalarin evladindan kaçacaği günde, belki diyorum onca kalabaliğin içinde uzatirsin ellerini... sana adanmiş bir kor var içimde.. sen olamadim ama senin gibi olmaktir muradim...
O gül Nebi seni çok sevmişti.. senden hep övgüyle sözetmiş, gittiğin seneye hüzün senesi adini vermişti.."insanlar beni inkar ettiğinde o bana inandi, insanlar beni yalanladiğinda o beni tasdik etti, insanlar beni mahrum ettiğinde o beni destekledi. Allah onunla bana çocuklar ihsan etti, Allah ona rahmet etsin..."gül kokulu Efendimiz işte seni böyle sevmişti annem..
çağlar izdirabi solukluyor.. gündüzlerimiz dahi karanlik bulutlar gibi boğuyor. Ellerimizi uzattik; böğrümüzde kaliyor ellerimiz... tutulmayan ellerimiz var, asilikaldik boşlukta,garip kaldik... nerdesin annem? anneler var anneliğine hayran, yavrular var anne şefkatine susamiş.. anne nerdesin? Cennet kucağin açilmaz midir garipliğimize, ahlarimiza cevabin gelmez midir? Anne! kizin Hz.Fatima ya özendik.. biz Fatima olamadik anne, sen Hatice ol bize anne, annemiz ol ne olur anne...

Efendimiz seni çok sevmişti.. güzel ruyalar görür, gördüklerini seninle paylaşirdi.. sen de"müjdeler olsun,bu bir hayirdir"karşiliğini verirdin... annem! okyanuslar kadar derin şefkatli annem!şu zaman-i ahirde bu bozulan zeminde, gör ki;asrin vebasi dünya sevdasi... dört yanimiz sisli,bulutlu anne.. ahde hürmet kalmadi,kavgalar bağrimizi yakti.. savaşlar, cinayetler.. kiz çocuklari bu asirda da gömülüyor.. belki toprağa değil ama zulmete anne...
Zaman ben zamani oldu.. ben yaptim, ben söyledim, benim esrim... annem! kan gölüne dönüyor beyaz ülkelerim... masum bebekler soğuk kurşunlarin hedefi oluyor.. genç kizlar, senin adini taşiyan haticeler, evladinca fatimalar; zalimin hain arzularina tutsak oluyor.. hayat öyle zorlaşti ki,bir kuruşa bir cana çok kolay kiyiliyor.
Ayetler apaçik önümüzdeyken, bile bile harami satar oldu insanlar.. içki ayetleri indiğinde sahabe elindeki şarap kadehini firlatip atardi. Oysa şimdi haram ayetini bile bile harami satar oldu insanlar...
Annem! kalbim darmadağin.. can kafesinden azade olmak ister garip kuşum... uçmak ister enginlere,medine ye konmak ister.. siyah kalbimi bembeyaz kalplere dayamak istiyorum.. bu gece gözyaşlarimda sadakatini yudumluyorum.. sana dertnamelerimi, şikayet namelerimi;yürek tellerimden aci bir iniltiyle yükselen gözyaşlarimla islanmiş satirlarimi sunuyorum..sana kendimi şikayet ediyorum anne.
Meleklerin kanadinda yüreğine ulaşsin istiyorum.ulaşsin ki; yarim kalmiş dualarima, bitmeyen kanli yaşlarima bir aminin gelsin.
Toprağimda seninle güller bitsin.. Sen gel ki; şu günah kiriyle simsiyah olmuş kalbim, ne aciyi ne izdirabi ne de sensizliği bilsin.. biliyorum dilim lal.. ama artik saadet asrina susamişliğim dinsin.. dünya zindanim olmuş, kalp duvarlarim solmuş..ah anne,can anne,bu gönül ne zaman sevinecek seninle...
Ciğerlerime kadar işledi buram buram özlemin..asr-i saadete susadim anne.. boğazim ağit, çok yalnizim, neolur gel anne.. anne sana muhtacim; Hz.Fatima yi sardiğin gibi benide sarar misin? kizim deyipte o çetin günde, kanter içindeyken bağrina basar misin? ya sen gel ya da al götür beni..
Gözlerim yaşlara boğuldu anne.. vefa kalmadi, herkes gidiyor ben kaliyorum anne.. kalmak istemiyorum.. ya sen gel ya da al götür beni.. çok üşüyorum anne.. aşkim kanima karişti allaştim.. içimi kasip kavurdu sol yanimin harareti.. aşkina pervane olmuş şu yangin mabedi; gül kokunla serinlet anne.. artik gözyaşlarim kann.. yikildi gönül kabem.. anne nerdesin? toprağina karişsam, toprağinda kaybolsam anne.. şu köhne dünya dar geliyor sineme...
-Ey Rabbimden selamlar almiş olan!Ey Rabbimin muhatabi! Ey Rabbiminde sevdiği, Ey Efendimin sevdiği, Ey annemden önce annem! gel hiç olmazsa ruyalarima konuk ol. Tut ellerimden kutlu Nebiye götür beni.. ya sen gel ya da al götür beni.. zira bu dünya garip kalbime zindandir annem...

|

KURTHAN DAGISTANLI |
Biliyor musunuz?
Dünyadaki insanların % 25’i günde sadece 1 doların,,,,,, altındaki gelirleriyle sefil bir hayat yaşıyorlar.,,,,,,,,,,,,
Sizin yeriniz neresi ?
sadece % 6’sı varlık içinde,...................
% 14’ü okuma-yazma biliyor,
% 7’si eğitim görmüş,
% 33’ü açlık sınırında yaşıyor,
% 8’inin bilgisayarı var.
Peki bu çocuk nereye gidiyor biliyor musunuz?

Emekleyerek 1 km ötedeki Birleşmiş Milletler yemek kampına gitmeye çalışıyor.
Ya arkasındaki Akbaba ne yapıyor mu dersiniz.
Tabii ki çocuğu izliyor;
ölmesini bekliyor.
Bu fotoğraf 1994'de Sudan'daki kıtlık sırasında çekildi.
Fotoğraf onu çeken Kevin Carter'e
Pulitzer ödülünü kazandırdı.
Kevin Carter , fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor ve kimse çocuğa ne olduğunu bilmiyor.
Fotoğrafçı Kevin Carter ise sorumsuzluğunu 3 ay sonra fark edip depresyona girip intihar ediyor.
Ve dünya hala dönüyor.
28 Nisan 2002 tarihinde Zonguldak’ta bir anne zayıf düştüğü için çocuğunu emziremiyor. İşsiz olduğu için babası mama alamıyor.
Yeşil Kart almak için 4 kez girişimde bulunduğu halde çocuğunu tedavi ettirecek karta bir türlü ulaşamıyor.
Ve 45 günlük bebek ölüyor.
Burası da Bir Türk’ün Dünyaya Bedel Olduğu 2002’nin Türkiye’si !
Lütfen sahip olduklarımızın kıymetini bilip, şükredelim.
Dünya nüfusunun yarısının günde 2 doların altında gelirle yaşamak zorunda olduğunu unutmayıp, sahip olduklarımızın
farkına varalım.
Toplumumuzdaki yardıma muhtaç olanları bulup imkanlarımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışalım.
Lütfen Denizfenerini Destekleyin
Bugün Allaha Sükür edinizmi 1 € cok mu ?
Herkes 1 € gönderse neler olur Lütfen Destekleyin Tikla
Almanya Hesab Nr: VakifBank Int AG
Konto Nr: 3344
BLZ: 50120900
VZ: Deniz Feneri Destek
|
|
|
|
|
"Evvel zaman içinde bir gün, kısrak, keçi ve kızkardeşleri koyun bir aslanla birlikte olmuşlar. Yaman bir aslanmış bu, çevrenin derebeyi. Kazançta da, kayıpta da ortağız demişler. Ertesi gün bir geyik düşmüş nasılsa keçinin kurduğu ağlara. Hemen ortaklarına haber salmış keçi. Toplanmışlar hemen ve aslan pençeleriyle sayıp ortakları teke tek 'dört kişiyiz' demiş bu avı paylaşacak. Der demez de dörde bölüvermiş geyiği. Birinci parçayı kendine ayırmış, tabii aslan payı olarak: 'bu parça benim' demiş, biliyorsunuz neden; benim adım aslan da ondan. Buna karşı bir diyebileceğiniz olamaz sanırım. Yasaya göre ikinci parça da benim hakkım. Dileyen kitapta yerini bulur; En güçlü kimse en haklı odur. Üçüncü parça en değerli ortağın olacak, ben değilim de kim o değerli ortak? Dördüncü parçaya gelince, ha bak! O parçaya el uzatanın kafasını koparırım, inanın!" |
PEKİ BU ÇOCUGUN DİĞERLERİNDEN FARKI NEDİR SÖYLERMİSİNİZ ???

LÜTFEN ONLAR BİZİM,SİZİN,HEPİMİZİN COCUKLARI.
ÇOCUKLARIMIZI KORUYALIM VE SEVELİM
|
Spende
|
|
|
|
Famine in Niger please help UNICEF
150.000 Kinder akut vom Tod bedroht Im westafrikanischen Niger sind laut den Vereinten Nationen mehr als 2,5 Millionen Menschen von einer akuten Hungersnot bedroht. Der UN-Hilfskoordinator Jan Egeland sorgt sich vor allem um 800.000 Kinder, die unter Mangel- und Unterernährung leiden und keinerlei medizinische Betreuung haben. 150.000 Kinder seien unmittelbar vom Tod bedroht, heißt es in einem in New York verbreiteten Aufruf. Unicef bittet dringend um Spenden für die Not leidenden Kinder in Niger:
Stichwort "Niger", Unicef-Spendenkonto 300.000, Bank für Sozialwirtschaft: BLZ 370 205 00 oder Spendentelefon: 0137/300 000
|
Herkese Tsk ederim Saygilar ve Sevgiler
KURTHAN DAGISTANLI
Lütfen Denizfenerini Destekleyin
http://www.denizfeneri.org.tr
Yıllardır fakir insanların acılarını paylaşıyorlar
Çığ gibi büyüyen yardımlarla kurulan Deniz Feneri, bugün Anadolu'nun pekçok yerine yardımlarını ulaştırmaya çalışıyor. Deniz Feneri denilince akla gelen isim ise Uğur Arslan. Bir de gönüllüler ordusu var. Ve tabii ilginç hikayeleri de...
BAŞLARKEN... Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği resmen kuruldu. Dernek kurulduğu günden bu yana 17 Ağustos Marmara ve 12 Kasım Düzce depremleri gibi ülke içinde yaşanan felaketler ile yurt dışında yaşanan felaket bölgelerine yardımlarını ulaştırmaya çalıştı. En son Pakistan depremi sonrası bölgeye 500 bin dolarlık yardım ulaştırdı. Fakat yapılan bu yardımların toplanmasından, ihtiyaç sahibi insanlara ulaştırılmasına kadar derneğin böyle büyümesinde ekran başında görünmeyen bir gönüllüler ordusu bulunuyor.
Deniz Feneri denilince akla ilk onun adı geliyor. Deniz Feneri programının sunucusu Uğur Arslan'dan bahsediyoruz. 10 yıl önce Ramazan'a bir gün kala kanal yönetimi, Uğur Arslan'dan, kendisinden hemen bir program formatı üretmesini istemişti. Aklına ilk gelen de, daha sonraları binlerce insanın umut kapısına dönüşecek olan yardım programıydı. Programın adı 'Şehir ve Ramazan' olmuştu. Bakkal ve marketlerden gıda alıp, ihtiyacı olanlara dağıtılacaktı. Arslan, "Ramazan bitince programı değişik bir adla sürdürme fikri ortaya atıldı. Haftada bir yayımlanan programın adı artık, 'Deniz Feneri' idi. Her hafta 4 aileye yardım ediliyordu. Ama asıl yardım, programın yayınlanmadığı saatlerde yapılıyordu. Tam bin 500 aileye yardım götürülmeye başlanmıştı.
Uğur Arslan, gelen yardımların nereye gittiğinin görünmesi açısından, televizyonda yayımlanan programın, derneğin faaliyetle-rine yüzde 70 katkı sağladığını düşünüyor. Tabii ki programın sunuculuğunu sonsuza kadar yapmayı düşünmüyor Uğur Arslan. Ama kendisinden sonra da devam etmesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu işin kurucusu olduğum için devam etmesini de en çok ben istiyorum. Hatta benden bu işi daha iyi yürütecek birinin olmasını istiyorum. Programı zaten şimdi tek başıma yürütemiyorum. Yeni arkadaşlar yetiştiriyoruz" diyor.
Bugün Allaha Sükür edinizmi 1 € cok mu ?
Herkes 1 € gönderse neler olur Lütfen Destekleyin Tikla
Almanya Hesab Nr: VakifBank Int AG
Konto Nr: 3344
BLZ: 50120900
VZ: Deniz Feneri Destek
http://www.denizfeneri.org.tr
|
|
|
|
"Evvel zaman içinde bir gün, kısrak, keçi ve kızkardeşleri koyun bir aslanla birlikte olmuşlar. Yaman bir aslanmış bu, çevrenin derebeyi. Kazançta da, kayıpta da ortağız demişler. Ertesi gün bir geyik düşmüş nasılsa keçinin kurduğu ağlara. Hemen ortaklarına haber salmış keçi. Toplanmışlar hemen ve aslan pençeleriyle sayıp ortakları teke tek 'dört kişiyiz' demiş bu avı paylaşacak. Der demez de dörde bölüvermiş geyiği. Birinci parçayı kendine ayırmış, tabii aslan payı olarak: 'bu parça benim' demiş, biliyorsunuz neden; benim adım aslan da ondan. Buna karşı bir diyebileceğiniz olamaz sanırım. Yasaya göre ikinci parça da benim hakkım. Dileyen kitapta yerini bulur; En güçlü kimse en haklı odur. Üçüncü parça en değerli ortağın olacak, ben değilim de kim o değerli ortak? Dördüncü parçaya gelince, ha bak! O parçaya el uzatanın kafasını koparırım, inanın!" |

Siz ey sağlıklı ve varlıklı olanlar. Ey işleri tıkırında gidenler. Ey karnı tok, sırtı pek, yüzü gülenler. Ey seçim kazananlar ve koltuğa kurulanlar. Ey dolar uçuranlar ve muslukların başını tutanlar. Siz ey güç odakları, silah sahipleri, söz ustaları. Beş vakit namazını cemaatle kılanlar. Gece teheccüde kalkanlar. Zikir ile coşup nara atanlar. Defalarca hacca gidenler. Bir koyup beş kazanan tüccar, yağlı müşteriye yaltaklanan esnaf, aracılar, tefeciler, bankerler. Ey mangalda kül bırakmayan siyasiler. Bilim babaları, akademisyenler. Emirle demiri kesebilenler. Unutmayın. Önümüz kış ve yoksullar sizi bekliyor
PEKİ BU ÇOCUGUN DİĞERLERİNDEN FARKI NEDİR SÖYLERMİSİNİZ ???
 
LÜTFEN ONLAR BİZİM,SİZİN,HEPİMİZİN COCUKLARI.
ÇOCUKLARIMIZI KORUYALIM VE SEVELİM
| Spende |
|
|
Famine in Niger please help UNICEF
150.000 Kinder akut vom Tod bedroht Im westafrikanischen Niger sind laut den Vereinten Nationen mehr als 2,5 Millionen Menschen von einer akuten Hungersnot bedroht. Der UN-Hilfskoordinator Jan Egeland sorgt sich vor allem um 800.000 Kinder, die unter Mangel- und Unterernährung leiden und keinerlei medizinische Betreuung haben. 150.000 Kinder seien unmittelbar vom Tod bedroht, heißt es in einem in New York verbreiteten Aufruf. Unicef bittet dringend um Spenden für die Not leidenden Kinder in Niger:
Stichwort "Niger", Unicef-Spendenkonto 300.000, Bank für Sozialwirtschaft: BLZ 370 205 00 oder Spendentelefon: 0137/300 000
|
Herkese Tsk ederim Saygilar ve Sevgiler
KURTHAN 

Birbirlerine sarılarak ısınıyorlar
"Kömürlükten bozma, 2 odalı karanlık bir evde anne ve 13 yaşında orta bire giden kızı ile birlikte yaşamaya çalışıyorlar. Annenin 2 elinin bütün parmakları ve yüzü doğuştan özürlü. Yemek, temizlik gibi ev işlerini yapamıyor. Eşi ise akciğer kanserinden vefat etmiş. Bir tek özürlü maaşı ve üstteki komşunun yardımları ile hayatını sürdürü-yor. Tek istediği kızının okutmak olan anne, kızını soğuk gecelerden sadece sarılarak koruyabiliyor. Çünkü onların üzerlerini örtecek battaniyeleri bile yok."

Bebeğinin bir kıyafeti bile yoktu
"Ailenin reisi bacaklarından özürlü olduğu için iş bulamayan ama arada sırada arkadaşlarının desteğiyle pazarda limon satan biriydi. Eşi de sağlık sorunlarından yine çalışabilecek, para kazanabilecek durumda değildi. Ne kiralarını ödeyebilen, ne de sobalarına atıp ısınacakları odunu kömürü olan bu yoksul ailenin bütün bu olumsuzluklarına ek olarak üç de 6 aylık, 8, 11 yaşlarında üç küçük çocuğu vardı. Böyle bir hikayeyi dinledikten sonra insan kendini nasıl hissedebilir sizce? Bu sorunun cevabı için , bir an kendinizi yakacak odun kömürünüzün olmadığı, soğuk bir kış gecesinde hayal edin. Bir de çocuklarınız aç. Ve hatta, minik bebeğinizin üstüne giydirecek bir kıyafet bile alamıyorsunuz."

January 09
Namazda Okunan Bâzı Sûre ve Âyetler
   Sûreler, latin harflerinden okunacağı zaman aşağıdaki işâretlere dikkat edilmesi zarûrîdir: âa: a harfi ince bir şekilde çekerek okunacak, aa: a harfi kalın ve çekerek okunacak, üü: ü çekerek okunacak. ii: i çekerek okunacak, altı çizgili h boğazdan hırıltılı olarak çıkarılacak, altı çizgili s ve z harfleri peltek okunacaktır.
Fâtiha-i Şerîfe
  
اَعُوذُ بِٱللهِ مِنَ ٱلشَّيْطَانِ ٱلرَّجِيمِ ﴿﴾ بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ﴿﴾ ٱَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ ٱلْعَالَمِينَ ﴿﴾ ٱَلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ﴿﴾ مَالِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ﴿﴾ ٱِهْدِنَا ٱلصِّرَاطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ﴿﴾ صِرَاطَ ٱلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ ٱلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ ٱلضَّآلِّينَ ﴿﴾ اٰمِينَ
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym
Elhamdü lillâahi rabbil aalemiyn Errahmâanir rahıym Mâaliki yevmiddiyn İyyâake na'büdü ve iyyâake nesteıyn İhdine's-sıraatal müstekıym Sıraatalleziyne en amte aleyhim Gayril meğduubi aleyhim veled daaaalliyn ..Aamiyn.."
Meali:
"Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla... Hamd, âlemlerin Rabbı, Rahmân, Rahîm ve dîn gününün sâhibi olan Allâh'a mahsustur. Yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nîmet verdiklerinin yoluna ilet, gadaba uğrayanlarınkine, sapıklarınkine değil."
Âyetü'l-Kürsî
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱَللهُ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِى ٱلسَّمٰوَاتِ وَمَا فِى ٱْلاَرْضِ مَنْ ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمٰوَاتِ وَٱْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Allâahü lâaa ilâahe illâa hüvel hayyul kayyüum Lâa te'huzühüü sinetüv velâa nevm Le hüü mâa fissemâavâati ve mâa fil ard Men zellezii yeşfeu ındehüü illâa bi iznih Ya'lemü mâa beyne eydiyhim vemâa halfehüm Velâa yühıytuune bişey im min ılmihii illâa bi mâa şâaaae Vesia kürsiyyühüs semâavâati vel erda Velâa yeüüdühüü hıfzuhümâa Ve hüvel aliyyül azıym."
Meali:
"Allâh odur ki, kendiden başka ilah yoktur. O hay ve kayyumdur. Kendisini ne uyku yakalar ne de uyuklama... Semâvat ve arzda bulunanların hepsi onundur. Onun izni olmadan katında hiçbir kimse şefaat edemez. O kullarının yapmakta olduklarını ve önceden yaptıklarını bilir. Onun ilminden ancak dilediklerini kavrayabilirler. Onun kürsisi gökleri ve yeri kucaklayacak kadar vâsi'dir. Bunları muhafaza ona ağır da gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür."
İnşirah Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ﴿﴾ وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ ﴿﴾ ٱَلَّذِى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ ﴿﴾ وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ ﴿﴾ فَاِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ﴿﴾ اِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ﴿﴾ فَاِذَا فَرَغْتَ فَٱنْصَبْ ﴿﴾ وَاِلٰى رَبِّكَ فَٱرْغَبْ ﴿﴾
"Bismillâahi'r-rahmâani'r-rahıym.
Elem neşrahleke sadrek Ve veda'nâa anke vizrek Ellezii enkada zahrek Ve rafa'nâa leke zikrek Fe inne meal usri yüsran inne meal usri yüsraa Fe izâ ferağte fensab Ve ilâa rabbike ferğab"
Meali:
"Şerh etmedik mi? (Açıp genişletmedik mi senin saadetin için) göğsünü. Ve sırtına ağır basan (seni üzüp zayıf düşüren) ağır yükü senden indirmedik mi? Ve yükseltmedik mi senin zikrini. Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var. Evet o (bir) zorlukla beraber (iki) kolaylık var. Ohalde boşaldın mı, yine kalk yorul. Ve ancak rabbine rağbet et, hep ona yönel."
Kadr Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ ﴿﴾ وَمَا اَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ ﴿﴾ لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ ﴿﴾ تَنَزَّلُ ٱلْمَلآَئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ ﴿﴾ سَلاَمٌ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ ﴿﴾
"İnnaa enzelnâhü fî leyletil kadr. Ve maa edrâke mâ leyletül kadr. Leyletül kadri hayrün min elfi şehr. Tenezzelül melâiketü verrûhu fîhâ biizni rabbihim. Min külli emrin selâm. Hiye hattâ matla'ıl fecr."
Meâli:
"Hakikat, biz onu (Kur'anı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Onda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle, herbir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır."
Fîl Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ ٱلْفِيلِ ﴿﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ ﴿﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيهِم طَيْرًا اَباَبِيلَ ﴿﴾ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ ﴿﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ ﴿﴾
"Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahıym
Elemtera keyfe feale rabbüke bi eshaabil fiyl Elem yec'al keydehüm fii tadliyl Ve ersele aley him tayran ebâabiyl Termiyhim bi hıcâaratim min sicciyl Fecealehüm Ke asfim me'küül"
Meali:
"(Habîbim) Rabbinin fil sahiplerine nasıl (muâmele) ettiğini görmedin mi? O, bunların plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine sürü sürü kuş(lar) gönderdi ki, bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taş(lar) atıyor(lar)dı. Derken (Allâh) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi."
Kureyş Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ِلاِيلاَفِ قُرَيْشٍ ﴿﴾ اِيلاَفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ﴿﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا ٱلْبَيْتِ ﴿﴾ ٱَلَّذِى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Li iylâafi kurayşin iylâafihim rihleteş şitâaaai vessayyf Fel ya'büdüü rabbehâazel beytillezii et 'amehüm min cuuıv ve âamene hüm min havvf"
Meali:
"(Bari) Kureyş emn ü selâmete, kış ve yaz kendilerini seyrü seferde esenliğe (ve garantiye) kavuşturduğundan dolayı, şu beytin (Kâbe'nin) Rabbine ibâdet etsinler onlar. (O Rab ki,) onları açlıktan (kurtarıp) doyuran, kendilerine korkudan eminlik verendir o."
Mâûn Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اَرَاَيْتَ ٱلَّذِى يُكَزِّبُ بِٱلدِّينِ ﴿﴾ فَذٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ ﴿﴾ وَلاَ يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ﴿﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ ﴿﴾ ٱَلَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاَتِهِمْ سَاهُونَ ﴿﴾ ٱَلَّذِينَ هُمْ يُرَآؤُنَ ﴿﴾ وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Eraeytellezii yükezzibü biddiyn. Fezâalikellezii yedü'ul yetiym Velâa yehuddu alâa ta'aamil miskiyn Feveylül lil musalliyn Elleziyne hüm an salâatihim sâahüün Elleziyne hüm yüraaa üüne ve yemneuunel mâauun"
Meali:
"Dini yalan sayanı gördün mü? İşte yetimi unf ü şiddetle iten, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. Fakat veyl! Namaz kılanların vay hâline ki, onlar namazlarından gaafildirler, onlar riyakârların tâ kendileridir. Zekâtı da men'ederler onlar."
Kevser Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ ٱلْكَوْثَرَ ﴿﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ ﴿﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱْلاَبْتَرُ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
İnnâa e'taynâakel kevser Fesalli li rabbike ven har İnne şâa nieke hüvel ebter"
Meali:
"(Habîbim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Sana buğz eden (yok mu? İşte asıl) zürriyetsiz olan şüphesiz ki odur."
Kâfirûn Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ يَا اَيُّهَا ٱلْكَافِرُونَ ﴿﴾ لاَ اَعْبُدُ ماَ تَعْبُدُونَ ﴿﴾ وَلاَ اَنْتُمْ عَابِدُونَ ماَ اَعْبُدُ ﴿﴾ وَلاَ اَنَا عَابِدٌ ماَ عَبَدْتُمْ ﴿﴾ وَلاَ اَنْتُمْ عَابِدُونَ ماَ اَعْبُدُ ﴿﴾ لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Kul yâa eyyühel kâafiruun Lâa e'büdü mâa te'büdüün Velâa entüm aabidüüne mâa a'büd Velâa ene aabidüm mâa abedtüm Velâa entüm aabidüüne mâa e'büd Leküm diynüküm veliye diyn"
Meali:
"(Habîbim şöyle) de: Ey kâfirler, ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Benim (kendisine) ibâdet (de devam) edeceğime de siz kulluk ediciler değilsiniz. Ben (zâten) sizin taptıklarınıza (hiçbir zaman) tapmış değilim. Siz de benim kulluk etmekte olduğuma (hiçbir vakit) kulluk ediciler değilsiniz. Sizin inandıklarınız size, benim dinim bana."
Nasr Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ اِذَا جَآءَ نَسْرُ ٱللهِ وَٱلْفَتْحُ ﴿﴾ وَرَاَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللهِ اَفْوَاجًا ﴿﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
İzâa câaaae nasrullaahi vel fethu Ve raeytennâase yedhu-lüüne fii diynillâahi efvâacâa Fesebbih bihamdi rabbike vesteğfirhü innehüü kâane tevvâabâa"
Meali:
"Allâhın nusreti ve fetih gelince, sen de insanların cemaat cemaat Allâh'ın dinine girdiklerini görünce hemen Rabbini hamd ile tesbih (ve tenzîh) et. Onun yarlığamasını iste. Şüphesiz ki o, tevbeleri çok kabul edendir."
Leheb Sûresi
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَّتْ يَدَا اَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ ﴿﴾ ماَ اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَماَ كَسَبَ ﴿﴾ سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ ﴿﴾ وَٱمْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ ﴿﴾ فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Tebbet yedâaa ebiylehebivve tebbe Mâa ağnâa anhü mâalü-hüü ve mâa keseb Se yaslâa nâaran zâate leheb Vemraetühüü hammâaletel hatab Fii ciydihâa hablüm mim mesed"
Meali:
"Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kendisi de kurudu (helâk oldu ya). Ona ne malı, ne kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe girecek o. Karısı da (hem) odun hammalı olarak. (Karısının) boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde."
İhlâs Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ هُوَ ٱللهُ اَحَدٌ ﴿﴾ ٱَللهُ ٱلصَّمَدُ ﴿﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ﴿﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Kul hüvellâahü ehad Allâahüs samed Lem yelid ve lem yüüled Velem yeküllehüü küfüven ehad"
Meali:
"De ki: O Allâh, birdir. Allâh Samed'dir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey ona eş veya denk değildir."
Felak Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ﴿﴾ مِنْ شَرِّ ماَ خَلَقَ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ ٱلنَّفَّاثَاتِ فِى ٱلْعُقَدِ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Kul euuzü birabbil felak Min şerri mâa halak Ve min şerri ğaasikın izâa vekab Ve min şerrin neffâasâati fil 'ukad Ve min şerri haasidin izâa hased"
Meali:
"De ki: Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürenlerin şerrinden. Ve haset edenin, haset ettiği zaman şerrinden."
Nâs Sûresi
  
بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مَلِكِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ اِلٰهِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مِنْ شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ﴿﴾ ٱَلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ﴿﴾
"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym
Kul euuzü birabinnâas Melikinnâas İlâahinnâas Min şerril vesvâasil hannâas Ellezii yüvesvisü fii sudüürinâas Minel cinneti vennâas"
Meali:
"De ki: Sığınırım insanların Rabbine, insanların (yegâne) mâlikine, insanların ma'bûduna, o sinsi şeytanın şerrinden, ki o, insanların göğüslerine daima vesvese verendir. (O şeytan) gerek cinden, gerek insandan (olsun)."
December 14
AYET
Allah yolunda öldürülenleri, ölüler sanma. Hayır, (onlar) diridirler. Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah'ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehid olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah'ın nimeti ve keremiyle ve Allah'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler" (Âlu İmran, 3/169, 170, 171).

Düşler ve mitler ülkesi Dağıstan, tarihte özgürlük kavgasının en çok yaşandığı toprak parçalarından biri olmuştur. Gücü, egemenliği ve özgür olmayı çağrıştıran kartalın bu denli Dağıstan'la özdeşleşmesi boşuna değil belki de. Aynı zamanda diller ülkesi olarak ün salan Dağıstan, dağlar ve nehirlerle örülü muhteşem bir coğrafyaya sahiptir. Stratejik önemi devlerin hep iştahını çekmiştir. Hazarlar, Araplar, Moğollar, Selçuklular, Osmanlılar, İranlılar ve Ruslar bu topraklarda tarih sahnesine çıkan en önemli güçlerdir.

Dağıstan denince tüm Doğu Kafkasya akla gelmekle birlikte Avar, Lezgi, Gazi-Kumuk ve Dargin gibi yerli halklar daha çok dağlık bölgelerde toplanmışlardır.
Hazar Denizi'ne doğru uzanan veya kuzeydoğuda Sulak ve Terek nehirlerinin aşağı mecralarını da içine alan kesimde Kumuk, Azeri, Türkmen ve Nogay gibi Türk asıllı kabileler yaşar. Dağlı kabilelerin aralarında bulunan engeller batıdaki kadar olmasa da buradaki kabileler arasında da farklılıklar doğurmuştur. Ovaya doğru yani kuzey, doğu veya güneydoğu istikametinde olan yerlerde yaşayan kabilelerin mensupları genellikle Türk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Türkçe ortak bir anlaşma vasıtası olabilmiştir.
Siyasi ve askeri yönden bütün dağlı kavimler gibi Dağıstanlılar da savaşçı, aktif ve hürriyetlerine düşkündürler. Bu nedenle bu bölgede ovalık kesim, dağlık kesime tabi olmuştur. Şeyh Şamil'in Dağıstan'da en fazla dayandığı kabileler dağlı kabilelerdirler. Bilhassa Lezgiler ve daha az olmakla beraber Avarlar bu çerçevede örnek olarak verilebilir.
Ahmet Cevdet Paşa, Dağıstan'ın nüfusunu 1878 yılında 270.000 hane olarak tesbit ediyor. Allen-Muratoff ise "Mürid Savaşları" sırasında Doğu Kafkasya kabilelerinin nüfusunu tahminen 500.000 olarak veriyor. Dağıstan'ın kuzey-batısındaki Koysu Irmağı'nın Andi, Avar ve Kara kollarının kaynakları civarındaki bölgeler ile kuzeye doğru Kumukların oturdukları alçak ovaya doğru uzanan kesimde (Çir-Yurt'a kadar) yaşarlar. Güneyde ise Zakatala Mıntıkası'na kadar olan bölgede bulunurlar. Doğularında kuzeyden, güneye doğru Kumuklar, Darginler ve Gazi-Kumuklar (Laklar) güney doğularında ise Lezgiler bulunur. Kuzey-batılarında Çeçenler, güney batılarında ise Gürcüler yer alır.

DAĞISTAN OPERASYONU
Birinci savasın zaferle kazanılmasından ruslar cecenya sınırındaki iki köyü bombardıman ettiler ,iddialarına göre bu köylerde mucahidler vardı ve uzun sure köyler bombardıman edildi sadece cocuk kadın ve yaslılardan olusan bir cok musluman sehid oldu,bunun üzerine köy halkı Cecen mücahidlerden yardım istediler,bunun üzerine Şamil Basayev önderliginde 400 kadar mucahid Dagistan sınırından gecerek bölgede musluman halka kan kusturan işgalci üssünü yerle bir ettiler,işte bu unutulmayan operasyonun sıcak görüntüleri..

Vedeno Operasyonları
Cecen mucahidlerin Vedeno bölgesi basda olmak üzere gerceklesdirdikleri operasyonlar,2004 ortalarında gerceklesdirilen operasyonlarda bir cok işgalci öldürüldü ..
2005 OPERASYONLARI
2005 yılında Cecen mucahidlerin kış ayları başlarında FSB timlerine yaptıkları baskının videosu
VİDEO
Nojay Yurt Ormanlarında Catisma
Nojay yurt ormanlarında gerceklestirilen operasyon ,bu operasyonda Turkiyeden cihada katılan mucahidlerde ktif olarak bulunmuslardır,ormanın icinde cecen mucahidler kadirovcu munafıklara ve işgalci capulcu ruslara karşı karşıyalar,hedefi farklı kaydet secenegi ile kaydedip pc nize indirebilirsiniz
Bzı kendini bilmezlerin olur olmaz beyanatları üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettik,bu zevata göre Cecen mücadelesi pasifleşmiş ve vehhabi bir kayma göstermiş güya rayından sapmış ,duydukki bunun propagandasını yapmaya başlamışlar.Bu kendini bilmez taifeyi yakından tanıyor ve takip ediyoruz .Çeçenya topraklarında savaşan mucahidlerin icinde ehli tasavvuf unsurlaroldugu gibi selef inancına baglı kardeslerimizde mevcud vebu serefli insanlar orada kardeşleri icin canlarını ortaya koymaktadırlar.Allah icin canını veren bu kardeslerimiz hakkında böylesi fitne yaymaya calısan sözde müslüman ftneci tiplerin rus diplomatlarıyla olan ilşkilerindende haberimiz var,politikamız geregi polemiklerden elden geldigince uzak durdugumuz halde acık acık ortaya konulan ve mücahidleri karalamaya önelik bu harekete cevap niteliginde yazmaya karar verdik.
Özellikle cevrelerde savasın seyrinin vehhabistlerin! egemenligine gecdigi munafık Kadirovun aslında iyi birehli sunnettakipcisi oldugu yaptıgınınsa Cecen halkının yararına oldugu gibi sacmalıkları anlatmaya kalkan bu zevat dışardan savaşa iştirak etmiş ve şehadete ulaşmış Hattab gibi şerefli mücahidlerede camur atmaktan geri durmamışlar Sehid Hattabın vehhabi oldugunu hatta abd ye bile hizmetedebilecegi ima edilmiştir.Vehhabi nitelemesinin yanınada kendi uydurdukları bir tanım getiren bu cakal zihniyetliler ÜMMET kavramınadaçamur atarak muslumanları ayakta tutan ve birbirlerine dayanak olan bu kavramıdakendilerine hedefsecmişlerdir. Sehid Hattabı karalayanlardaruslarla aynı muameleyi göreceklerdir.Cephedeki mucahidler selefi olsun yadaehli tasavvuf olsun gayetiyi gecinirken vebirbirlerini sevdikleri ve saygı duydukları halde kendilerini adam yerine koyan üc bes capulcunun attıgı iftiraise niyetlerini ortaya koyuyor.BİZ HERZAMAN ŞUNU SÖYLEDİK ..ALLAH cc İÇİN SAVASAN HERKES ŞEREFLİDİR ,SUNNİ VESELEFİ KAVGASINA KAPILMAYIN çÜNKÜ BU RUSLAR TARAFINDAN KULLANILAN MUNAFIKLARIN İŞİDİR.ONLARIN EKMEGİNE YAG SURMEKTEDİR VE MUSLUMAN FİRESETLİDİR, FİRASETLİ OLMAK ZORUNDADIR
CECEN,TURK,KÜRT,ARAP,CERKES HEPİMİZ KARDESİZ CUNKU BİZİ BİRBİRİMİZE BAGLAYAN UMMET OLMA ŞUURUDUR.
December 09
|

KIRK HADIS
1-) Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.
   2-) Bana itaat eden Allah'a itaat etmis olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmisolur.
   3-) Sizden birinizin, arzusu benim getirdigim (Kur'an'a Seriat)e uymadikca kamil imanla iman etmis olamaz.
   4-) Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederimki, Ben kendisine babasindan ve cocugundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz kamil imanla iman etmis olmaz.
   5-) Gercek musluman, muslumanlarin elinden ve dilinden geven icinde oldugu kimsedir. Gercek muhacir ise Allah'in yasaklarini terkeden kimsedir.
   6-) Bildigi ile amel eden kisiye Allah bilmedigi ilimlerin bilgisine varis kilar. 7-) Kardesini bir gunahindan dolayi ayip-layan kisi, gunahi islemedikce olmez.
   8-) Islam'in dugmeleri dugme dugme cozulecek(Seriatin emirleri tek tek terkedilecek). Her dugme cozuldukce insanlar onu takibedendugmeyi cozmeye tesebbus edecekler. Bu cozulen dugmelerin ilki idari konular, sonuncusuda namazdir.
   9-) Sizden kim (Seriate uymayan) bir kotu is gorurse onu eliyle duzeltsin, buna gucu yetmezse diliyle duzeltsin. Buna da gucu yetmezse kalbiyle bugzetsin. Bu sonuncusu ise imanin en zayip mertebesidir.
   10-) Cihad, kiyamet gunune kadar gecerli bir emirdir.
   11-) Kim gaz yapmadan ve icinde gaza yapma istegini konusturmadan olurse, munafiklikdan bir cesit uzere olur.
   12-) Cihadin en faziletlisi zalim sultan katinda hakki soylemektir.
   13-) Rabbini gazablandiracak bir meselede sultani hosnud eden(etmeye calisan) Allah'in dininden cikmis olur.
   14-) Cennet (nefse agir geldigi icin) hoslanilmayan seylerle, cehennemde sehvete hitap eden seylerle kusatilmistir.
   15-) Islam'in disinda bir millet uzerine yemin eden, soyledigi gibidir. (Onlardandir)
   16-) Amellerin en hayirlisi sevdigini Allah icin sevmek bugzettigine de Allah icin bugzetmektir.
   17-) Kim bir kavme benzemeye calisirsa, o onlardandir.
   18-) Munafigin alameti uctur: Konustugunda yalan soyler, vaad verdiginde yerine getirmez, emanet olundugunda hainlik eder.
   19-) Kisi din kardesine kafirlik isnad ederse, bu isnad ikisinden birine doner.
   20-) Kim bir hayirli isi yapmaya yonelirse, onu yapan kadar mukafat alir.

   21-) Arzusu ve hedefi Allah'dan baska sey olarak sabahlayan Allah(in kullain) dan degildir. Muslumanlarin dertleriyle dertlenmeyen de onlardan degildir.
   22-) Rabb olarak Allah'a, din olarak islam'a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v) erazi olan kisi imanin tadini tatmis demektir. 23-) Islam cemaatinden bir karis da olsa ayrilan, boynundan islam bagini cozmus demektir.
   24-) Is ehil olmayana verildiginde kiyameti bekle.
   25-) Akilli kisi nefsine hakim olup olumdne sonrasi icin is yapandir. Aciz(akilsiz) kisi ise nefsini arzularina tabi kilip sonrada Allah'a karsi Temennide bulunandir.
   26-) Emirleriniz hayirlilariniz, zenginleriniz hosgorululeriniz, isleriniz aranizda danismayla oldugunda yerin ustu sizin icin yerin altindan daha hayirlidir. Ama emirleriniz serlileriniz, zenginleriniz cimrileriniz, isleriniz kadinlarinizin elinde oldugunda yerin alti sizin icin yerin ustunden daha hayirlidir.
   27-) Kendimden sonra erkekler icin kadinlardan daha zararli bir fitne birakmadim.
   28-) Sozlerin en dogrusu Allah'in kitabidir. Hayat tarzlarinin en guzeli Muhammed(s.a.v) in hayat tarzidir. Islerin en serlileri sonradan uyduranlardir. Her sonradan uydurulan sey bid'attir. Her bid'at sapikliktir ve her sapiklik ta Cehennem'dedir.
   29-) Fitne doneminde ibadete sarilmakk, bana hicret etmek gibidir.
   30-) Ummetimden bir takim kimseler, ismini degistirerek sarabi(alkollu icecekleri) icecekler. Bu esnada baskalari ucunda (yanlarinda) calgilar calinacak ve sarkici kadinlar olacak. Iste onun icin Allah onlari yere batiracak ve aralarindan bazilarinin sekli maymun'a ve domuz'a cevrilecek.
   31-) Suphesiz ki benden sonra ummetimden Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kisim insanlar olacak. Fakat onlarin okudugu bogazlarini gecmeyecek. Onlar tipki okun yaydanciktigi gibi dinden cikacaklar, sonra da tekrar ona donmeyecekler. O kimseler, insanlarin ve hayvanlarin en serlileri (kotuleri)dir.
   32-) Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan baska ilah olmadiginina ve Muhammed 'in de Allah'in rasulu olduguna sehadet eden bir kimseyi Allah, cehennem atesine haram kilar.
   33-) Kim itaatten bir el kadar ayrilirsa, kiyamet gununde Allah'in huzuruna lehinde hic bir delili olmadigi halde kavusur. Kim de boynunda (halifeye) beyat olmadigi halde olurse cahiliye olumuyle olmus olur.
   34-) Ya ogrenen, ya ogreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunlarin disinda bir besincisi olma; helak olursun. Besincisi ise, ilme ve ilim ehline bugzetmendir.
   35-) Allah kadin kiyafetini giyen erkege ve erkek kiligina giren kadina lanet etsin.
   36-) Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hic bir itaat yoktur. Itaat ancak marufta (ser'i olculer icerisinde)dir.
   37-) Irkciliga cagiran bizden degildir. Irkcilik icin savasan bizden degildir. Irkcilik uzere olen de bizden(muslumanlardan) degildir.
   38-) Kisi arkadasinin dini uzeredir. O halde sizden birisi kiminle arkadaslik yaptigina dikkat etsin. Kisi sevdigi ile beraber(hasrolunacaktir)dir.
   39-) Ummetim dinar ve derhemi(parayi, maddi varliklari) yucelttigi zaman onlardan islam'in heybeti kaldirilir. Iyilikle emretmeyi terkettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kilinirlar.
   40-) Insanlar uzerine oyle bir zaman gelecek ki, onalr arasinda dini konusunda(yapilan saldirilara) sabirla karsi koyan, kor parcasini avuclayan gibi olacak.
  
Ali'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Benim ağzımdan yalan uydurmayınız! Her kim benim ağzımdan yalan söylerse ateşe girsin!" و حدثنا أبو بكر بن أبي شيبة حدثنا غندر عن شعبة ح و حدثنا محمد بن المثنى وابن بشار قالا حدثنا محمد بن جعفر حدثنا شعبة عن منصور عن ربعي بن حراش أنه سمع عليا رضي الله عنه يخطب قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لا تكذبوا علي فإنه من يكذب علي يلج النار
  

| November 05 


 

ALLAH'IN 99 İSMİ
Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
 


November 02

|

|
CANAKKALE DE BAYRAM NAMAZI |
|
|
|
Aşağıdaki fotoğrafı internetten buldum.Hani ara sıra duyduğumuz klişe bir söz vardır "Bugün hala ayaktaysak eskilerin yüzü suyu hürmetinedir." diye.Sanırım bu fotoğraf hem o sözü,hemde Çanakkale'de nasıl destan yazıldığını en iyi biçimde açıklıyor.
 |


Kalbimizde"arkadaslik" denilen bir mucize var. Nasil oldugunu, nasil basladigini bilemezsiniz. Ama bunun ozel bir armagan oldugunu, Allah'in bir lutfu oldugunu bilirsiniz. Gercekten de arkadaslar nadide mucevherlerdir. Yuzunuzu guldurup, basarmaniz icin cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini acmaya hazirdirlar. Bugün arkadaslariniza, onlarla ne kadar ilgilendiginizi gösterin. Bu yaziyi arkadas olarak gördügünüz herkese gönderin. Size gönderen dahil... ................. CANAKKALE 18 MART 1915 Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, ' Nerelisin?' gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına çağırdı ve merakla sordu: "Adın ne senin evladım?" dedi. " Ali, komutanım" dedi. " Nerelisin?" " Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..." " Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?" " Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum." " Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali." O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı. Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. " Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?" Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. " Sen söyle biz yazalım" dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu. " Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin." Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" tümcesi ile bitiriyordu. Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek Mektubun sonuna şunları yazdırdı. " Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım." Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer, beşer, Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu. Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır, bile, bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu. " Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme." Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra " şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası: " Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar; 1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE 2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE 3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE... Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun " Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... " (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)

| |
 .

ÇÜNKÜ AVRUPA ÖYLE İSTİYOR
Binlerce insanın hayatını almış ama karşılığında ömür boyu hayatta kalma hakkı verilmiş olan şahıs yeniden yargılanacakmış.
Neden?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Al bayrağa sarılı her şehit cenazesinde öne eğilmiş başları ve titreyen sesleriyle "kanınız yerde kalmayacaktır" şeref sözünü verenler suskunlar bugün..
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
21 yaşında Mehmet gençliğinin baharında demir gibi sapasağlam çıktığı köyüne belden aşağısı sakat ve tuvaletini bile tutamayacak halde geri döndü. Yeniden yargılanacak şahsın döşettiği mayına basmıştı. Mehmet yeniden yürüyemeyecek, Mehmet nişanlısı Fatma'yla aynı yastığa baş koyamayacak ama onu o hale sokan yeniden yargılanacak.
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Gençliklerinin baharında vatanlarını savunmak için silah altına giren ve geçit vermez dağlarda teröristle savaşırken tertemiz alınlarından vurulup toprağa düşen askerler yeniden yaşayamayacak ama onları vurduran şahıs yeniden yargılanacak.
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Alışveriş merkezinde hiçbir şeyden habersiz bakınırken içeri atılan yangın bombalarıyla feci şekilde yanan kadın hayatının sonuna kadar yanık yüzüne bakacak ama o bombayı oraya attıran yeniden yargılanacak.
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Kocasıyla yeni tayin edildiği yere özel otomobilleriyle giderken yolları kesilen ve kocası gözleri önünde taranarak şehit edilen Figen hemşirenin gözleri hep yaşlı kalacak ama kocasını vurduran yeniden yargılanacak.
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Yıllarca terörle mücadeleye akıtılan milyarlar yüzünden binlerce gencimiz işsiz,fakir ve aç. Hayatları boyunca eğitim görmelerine rağmen yere serilen ekonomi yüzünden işsiz kalanların hayatları mahvolurken onların o hale gelmelerine sebep olan terör belasını yaratan yeniden yargılanacak.
Neden ?
Çünkü Avrupa öyle istiyor.
Peki ya bu millet ne istiyor ? Bir Allah'ın kulu da çıkıp bu milletin ne istediğini sormayacak mı ?
Ezilen,hor görülen, hakkı verilmeyen tersine hep haksız çıkarılan her zaman bizler mi olacağız ?
Sandığa oy verip tepemize çıkardıklarımız, vergilerimizle okutup makam ve rütbe verdiklerimiz, canımızı,malımızı ve namusumuzu kendilerine emanet ettiklerimiz bir kere olsun bizim hakkımızı savunmayacaklar mı ? Kanlarınız yerde kalmayacak sözlerine inandığımız halde baş katile hak ettiği cezayı verdirmeyenler şimdi bir de karşımıza çıkıp bunu yeniden mi yargılayacaklar.
Böyle bir durumda bizler yerimizde uslu çocuklar gibi oturup "Ölen öldü, giden gitti kalan sağlar bizimdir"mi diyeceğiz.
Karakol baskınında iki gün roket ve havan ateşi altında kaldıkları halde direnip daha sonrada " Daha fazla direnemeyeceğiz. Vatan sağ olsun !" son mesajını geçtikten sonra birer birer şehit olan koçların telsizden gelen seslerini unutup hayatımıza devam mı edeceğiz.
Hiç sanmıyorum.
Neden mi ?
Çünkü
TÜRK MİLLETİ BÖYLE İSTİYOR!!


PS:yok şu kdr kişiye yollamassan şu olur, yok minik kuş seni gördü 1567 kişiye yollamassan gelip seni yicek gibi geyik mailleri çoğaltıp yolluycanıza bunu yollayın da görmeyen duymayan beyinlerimiz biraz gerçekleri görsün!!!

 

ALO... VURULDUM HAKKINIZI HELAL EDİN
Uludere’de teröristlerle çatışırken yaralanan Jandarma Er Oğuz Parparoğlu, şehit olmadan önce babasını cep telefonuyla arayıp, ‘Alo... Baba ben vuruldum, şehit olacağım. Hakkınızı helal edin’ dedi. Ardından, yere düşen cep telefonundan silah sesleri duyuldu...
ŞIRNAK’ın Uludere İlçesi’nde teröristlerle çıkan çatışmada vurulan 21 yaşındaki Jandarma Er Oğuz Parparoğlu, son nefesini vermeden önce cep telefonuyla babasını arayıp, ‘Alo baba ben vuruldum, şehit olacağım, hakkınızı helal edin’ dedi. Vedat Parparoğlu, konuşması bitmeden oğlunun cep telefonunun yere düştüğünü, ardından silah sesleri duyduğunu söyledi.
 
5 ARKADAŞIYLA
10 gün önce 15 gün izin kullandıktan sonra Şırnak’ın Uludere İlçesi’ne dönen Jandarma Er Oğuz Parparoğlu, bayrama 3 gün kala teröristlerin kurduğu pusuda, 5 arkadaşıyla şehit düştü. Pazartesi günü bayram yoğunluğu nedeniyle çorap atölyesinde eşiyle beraber geç saatlere kadar çalışan Vedat Parparoğlu, oğlunun vurulduktan hemen sonra cep telefonuyla kendisini aradığını söyledi. Parparoğlu, oğluyla son konuşmasını şöyle anlattı:
‘Annesiyle gün boyu oğlumuzdan konuşmuştuk. Saat 22.30 sıralarında işyerindeyken telefonum çaldı. Arayan oğlumdu. Titreyen sesiyle ‘Alo, Baba, arkadaşlarımın hepsi şehit oldu. Ben de vuruldum. Vücudumu hissetmiyorum. Ben de şehit olacağım, hakkınızı helal edin. Annem üzülmesin’ dedikten sonra telefonun yere düştüğünü hissettim. Ardından da peş peşe silah sesi geldi.’
Oğlunun söylediklerinden sonra şoka girdiğini, kısa süre eşine hiçbir şey söyleyemediğini kaydeden Vedat Parparoğlu, şunları ekledi: ‘Daha sonra durumu eşime ve çocuklarıma söyledim. O gece sabaha kadar haber bekledik. Aradığı telefona ulaşmaya çalıştık. Ama olmadı. Biz ona ölümü yakıştıramadığımız için yaralı haberini bekliyorduk. Ertesi gün Türk Silahlı Kuvvetleri’nden gelip acı haberi bize bildirdiler.’
Şırnak’ın Uludere İlçesi’nde teröristlerle çıkan çatışmada, terhisine 3 ay kala şehit olan Jandarma Er Oğuz Parparoğlu dün Levent Camii’ndeki törenin ardından toprağa verildi. Törene şehidin ailesinin yanı sıra Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Ethem Erdağı, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı Koramiral Emin Murat Bilgel, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Eşref Uğur Yiğit ve askeri yetkililer katıldı.
 
DEDE: SON OLSUN
Oğuz Parparoğlu’nun dedesi İbrahim Parparoğlu ise ‘Oğlumuz vatana feda olsun. Ama yetkililere sesleniyorum; başka anneler, babalar ağlamasın. Bu son olsun’ diye feryat etti. Şehit Parparoğlu’nun Türk Bayrağı’na sarılı naaşı, öğleyin kılınan cenaze namazının ardından bir süre eller üzerinde taşındıktan sonra top arabasına koyuldu. Parparoğlu’nun cenazesi, daha sonra Edirnekapı Şehitliği’nde defnedildi.
Anneme söyleyin üzülmesin
Şehit Oğuz Parparoğlu için düzenlenen cenaze töreninde annesi Hatice, babası Vedat, kız kardeşleri Filiz ve Elif Parparoğlu ile yakınları gözyaşlarını tutamadı. Şehit Oğuz Parparoğlu son sözlerinde, ‘Annem üzülmesin’ demişti ama kızlarıyla birlikte oğlunun fotoğrafına sarılan Hatice hanımın gözyaşları sel oldu.




ARTIK KAN DÖKÜLMESİN
BİR KEZ DAHA TERÖRE LANET OLSUN
ŞEHİT KARDEŞLERİM VATAN SİZE MİNNETTARDIR...
  
IRKÇILIK BU KADAR GÜZEL ANLATILABİLİRMİ??
BUNUN İÇİN LEVENT ABİME DUYARLILIGINDAN DOLAYI COK AMA TEŞEKKÜR EDERİM
KURTHAN DAĞISTANLI


Şehit Ailelerinin gönlünden akıp süzülen ince sızının dünya halkları tarafından farkedilmesini sağlamak amacıyla şehit ailelerine ait fotoğraflardan e-kart hazırlanmıştır. E-kart gönder dediğinizde, ABD Başkanı Sayın George W. Bush, Başkan Yardımcısı Richard Cheney İngiltere Başbakanı Tony Blair, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Fransa "Terör size ulaşmadan anlayamadığınız o acıyı, önceden hissetmeniz dileğiyle."

http://rapidshare.de/files/7307218/aabey.GIF.html

YAZDIKLARINIZ BURAYA! October 22 

|
YERYÜZÜNDE BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ'nün SONA ERMESİ DİLEĞİ İLE...
Ve Sizler... O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu.. Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz. İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan.. Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün. Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu... Ve derken.. Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu.. Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı... Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz.. Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız.. Siz.. iffet ve namus timsalleri... yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız... Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız.. Ve Sizler BACILARIM.. Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım... Allah yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen, horlanan.. Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran.. Allah için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...! BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN! Ve sizler, öyle kimselersiniz ki; Allah ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız... - Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz.. - Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız.. - Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz.. Ve sizler.. -Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü acımasızlığı yapanların yüzüne; Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz.. SİZLERE SELAM OLSUN.. Bakın! duyuyormusunuz.. İşte ecdadın sitemkar sesleri Şanlı ecdadın mezarlarında kemikleri sızlıyor.. Vatan için, millet için, bayrak için, Kur'an için, başörtüsü için, namus için can vermiş.. Şehit olmuş şanlı ecdad.. Bizler, ümmetin erkekleri boynumuz eğik.. Ama onlar.. onlar medar-ı iftiharlarınız.. Mezarlarında rahat uyumayan yüzbinlerce şehid'in al kanları.. BACIM İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş.. Onların kanları boşa akmamış.. Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü imamlar, Akifler.. Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın.. HEYHAT..! Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız.. Hakkını helal et! Senin emanetine sahip çıkamadık.. Senin huzurunda duracak yüzümüz yok.. Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık.. Onlar okumak istiyorlar.. Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına.. O gün fransız, ingiliz yunan dölleri; Bayrağa, başörtüsüne, namusa el uzatıyordu.. Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler.. Başörtüsünü düşman bellemişler.. BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE.. ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE diyor merhum Akif Reziller görevlerini yapıyorlar.. Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler.. Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş.. Evlerimizdeki rahat koltuklarımızdan onların gözyaşlarını izliyoruz. utanmadan.. utanmadan.. Ve SEN okula alınmayan, gözyaşları arş-ı alayı titreten BACIM.. BAKAMIYORUM YÜZÜNE.. UTANIYORUM.. Sana karşı vazifemi yapamadım.. Beni affet.. Biliyorum.. O her şeyin hesabının hakkıyla sorulduğu yerde, yakama yapışacaksın.. sana diyecek sözüm yok.. Tükür.. Tükür yüzüme.. bacım.. Tükür.. Tükür.. Benim şahsımda adı erkek diye geçinenlerin hepsinin yüzüne tükür..! AH BACIM.. Senin gözyaşlarını görecek gözlerimizin önünde, şimdi neler var neler.. Paralar.. altınlar.. evler.. dünyalıklar.. Senin yaşadıklarını hissedecek yüreğimizde öyle bir pas varki, kapkara.. Kalplerimiz ise taş kesilmiş.. kaskatı olmuş.. Ah BACIM ah.. Sen yinede üzülme.. Hergün beraber olduğun insanlar, hemde adı müslüman olan bunca insan, annen, baban, kardeşlerin, bizler, kısacası hepimiz.. Bu kayıtsız hali, lakayıt hali, seni düşündürmesin.. ağlatmasın.. Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..! Ümitvar ol.. BACIM.. Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Çevirmez ahını Allah öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yolunuz her zaman Allah yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana şükürler olsun.. ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle.. ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı ve birleşme şuurunu nasip eyle.. ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip eyle.. AMİN... AMİN... AMİN
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
  
|
|
Başörtü zulmünün böylesi görülmedi
Üstün zekalı çocukların eğitim gördüğü Beyazıt İlköğretim Okulu'na öğrenci seçimi bu yıl sıkıntılı başladı. İstanbul Üniversitesi kendi kampusünde bulunan okula hangi öğrencinin alınacağı konusunda tek yetkili. Öğrencilerin zeka seviyelerine göre kayıt izni veren üniversite yönetimi bu yıl, bir de aile fotoğrafı uygulaması başlattı. Kayıt yaptırmak isteyen her öğrenciden anne baba ve varsa diğer çocuklarının bulunduğu bir fotoğrafı evrakların içinde görmek isteyen üniversitenin bu tavrı velilerin tepkisini çekti. Uygulamanın anne veya babanın düşünce yapısını öğrenmek ya da anne başörtülüyse bunu tespit etmek için yapıldığı öne sürülürken, bazı veliler başörtülü oldukları gerekçesiyle çocuklarının kabul edilmediğini iddia etti. Başörtüsü taktığı halde, açık fotoğraf vermek zorunda kaldığını belirten veliler de, uygulamadan yakındı.****"
|
  
|
|
Avusturya’da Hoşgörü Var
Hollanda’daki gibi bir tehlikenin Avusturya için geçerli olmadığını belirten Gehrer, Avusturya’da İslam ile barışçı bir şekilde yaşamanın zeminin hoşgörü olduğunu söyledi. Gehrer Avusturya’da İslam dini öğretmenlerinin maaşlarının devlet tarafından ödendiğini ve öğretmenlerin devlet tarafından kontrol edildiğini hatırlatarak, kendisinin gerçi din dersinin içeriğine karışmadığını, ama derslerin yasalara uygunluğunun okutulmadan önce onaylanması gerektiğini vurguladı.
|
  
|
|
Avrupa’da hararetli bir şekilde tartışılan ve bazı ülkelerde de yasak getirilmesine sebep olan başörtüsü tartışmaları ısrarla Avusturya’da da gündeme getirilmeye çalışılıyor. Ancak Avusturya Hükümeti’nin bu konudaki ılımlı ve barışçı tutumu “yasakçıların” heveslerini kursağında bırakıyor. Avusturya Eğitim Bakanı Elisabeth Gehrer, Fransa ve Almanya’da başlatılan “başörtüsü yasağının” Avusturya’da söz konusu olamayacağını belirtti. Gehrer, bu konuda harekete geçecek bir durum olmadığını Avusturya’nın İslam ile barışçıl bir şekilde yaşama arzusunda olduğunu dile getirdi. Avusturya eğitim Bakanı Elisabeth Gehrer, “AB Eğitim Bakanları Toplantısı” için geldiği Brüksel’de çarpıcı açıklamalar yaptı. “Başörtüsü konusunda bir yönetmeliğe ihtiyacımız yok, çünkü bizde başörtüsü yasak değil” diyen Gehrer, Avusturya’da böyle bir yasağın zaruri olmadığına değindi. Gehrer, “Eğer böyle bir şey söz konusu olsaydı, örneğin rahibelere de böyle bir yasak getirilmesi gerekirdi. Bunun sonu gelmezdi” şeklinde konuştu
usturya Milli Eğitim Bakanı Elisabeth Gehrer, sürekli gündeme getirilmeye çalışılan başörtüsü yasağı ile ilgili net konuştu: "Avusturya'da islam ile barışçı bir şekilde yaşamanın zemini hoşgörüdür. Eğer bir yasak söz konusu olsaydı, örneğin rahibelere de böyle bir yasak getirilmesi gerekirdi. Bunun sonu gelmez". | |


  
|
Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa, Allah o kimseyi cehennemden uzak kılar ve onu şeytandan korur: Kötü bir şeyi yapmak isterken iradesine hakim olan; Nefsi istemediği halde, güzel bir şeyi yapan; Bir şeyi canı çekip, iştah duyduğunda nefsine engel olan; Öfkelendiğinde, öfkesini tutan... 4 özellik daha vardır ki, kimde bulunursa, Allah rahmetini o kimse üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Bir yoksulu koruma altına alan; Zayıfa merhamet eden; Emri altındakilere (işçi ve hizmetçilerine) yumuşak davranan; Anne babasına bağış ve iyilikte bulunan... Hadis (Hakim).

|
|
Hastalık bir kamçıdır. Allah onunla yer yüzünde kullarını terbiye eder Hadis-i Şerif (Camiüssağir)

|
|
Hz. Peygamber, çocuklara ve aile bireylerine karşı, insanların en merhametlisiydi. Hadis-i Şerif (İbn-i Asakir).

|
|
Allah dünyada insanlara işkence edenlere, kyamet günü büyük ceza verir. Hadis-i Şerif (Müslim).

|
|
Ümmetimin sonlarına doğru, mescidlerini süsleyip te kalplerini harabeye çeviren topluluklar görülür. Onlar, elbisesine verdiği önemi, dinine vermeyecek.Dünyalığı yerindeyse, dinlerine ne olduğuna aldırmayacak. Hadis-i Şerif (Ramuz).

|
|
Kişinin parmakla gösterilir olması, kötülük olarak ona yeter. Hadis (Taberani).

|
|
Kişi, birinin yaptığı işten hoşlanırsa, o da onun gibidir. Hadis-i Şerif (Taberani).

| |

Büyük İstiğfar |
|
سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ
„Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi'l-aziym estagfiru'llâh'el-aziym ve etûbü ileyk.“
Bilhassa kendisinden büyük günah sâdir olmus kimseler ise, asagidaki su duâya çokça devam etmelidir:
اَللَّهُمَّ مَغْفِرَتُكَ اَوْسَعُ مِنْ ذُنُوبِى وَرَحْمَتُكَ اَرْجَى عَنْدِى مِنْ عَمَلِى
„Allâhümme magfiretüke evseu min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî.“
Insanda bütün günahlarin ve kötü ahlâklarin bas sebebi “nefs-i emmâre” dir. Peygamberimiz nefisle alâkali “Senin en büyük düsmanin iki kasinin arasindaki nefsindir” buyurmuslardir. Simdi Mehmed Semseddin Nuri Hazretlerinin Miftâhul Kulûb isimli kitabindan nefsin ne oldugunu kisaca ögrenelim. | October 15
 
![]()
 
![]()
![]()

![]()
  
![]()
VİDEO KLİPLER
|
Sami YUSUF - Al'muallim (Teacher) Sami YUSUF - Mother (Annem)

Sami YUSUF - Supplication (yakarış) |
|
![]()
 
![]()
  
Comments Previous | Next

October 07

|
|
Cenâb-ı Allah'ın güzel isimler
Yasadığımız dünya, felekler, yıldızlar, ay ve güneş birer âlemdir. Bütün bu âlemler bir ahenk içindedirler. Bu, Allah'ın Rab sıfatının bir tecellisidir. Dünyadaki düzenin kaidelerini koyup, varlıkları bir ahenk içinde yaşatma da Rab sıfatının gereğidir.
Doğmamız, büyümemiz, ölmemiz, insanlardâki yücelik, ahlâk, terbiye, kemal hep Rubûbiyet sıfatının yansımasındandır. Gözün görmesi, aklın ermesi, bütün iş ve hareketler, olma ve oluşma Rab sıfatının bir tecellisidir. Onsuz bir hareket ve düşünce yoktur.
Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerek hâdis-i şeriflerde gecen birçok güzel ismi vardır. Aslında bu isimleri iki grupta ele almak mümkündür:
a) Hak Teâlâ'nın zatına mahsus bir özel isim olan "Allah" lâfz-ı şerifi Ondan başka bir varlık hakkında kullanılmamıştır. Kullanılması caiz değildir. Bu ismin tesniyesi (ikil siğası) ve çoğulu da yoktur. Bir başka dile tercüme edilemez, hiçbir kelime onun yerini tutamaz.
b) Allahu Teâlâ'nın ikinci gruba giren isimleri, sıfatlarından alınan isimlerdir. Ayet ve hadislerde Cenâb-ı Hakk'ın pekçok güzel isminden bahsedilir. Bunlardan her biri O'nun sıfatları ile ilgili ve onlardan alınan isimlerdir. Rahman, Rahîm, Âlîm, Hâlik vs. gibi. Bu isimler bir başka dile tercüme edilebilir. Meselâ, Hâlik ismi, yaratan veya yaratıcı olarak söylenebilir. Müminin Allah hakkındaki inancı, O'nun zâtının mukâddes olduğu, diğer zat ve eşyâyâ benzemediği, yüce sıfatlarla sıfatlandığıdır. Allah kendisini Esmâü'l-Hüsnâ en güzel isimler ile isimlendirmiştir (el-A 'râf, 7/180; el-İsrâ, 17/1 10; Tâhâ, 20/7; el-Haşr, 59/24). Doksan dokuz adet olan bu isimlerin basında "Allah gelir. Diğer isimlerin hiçbiri anlam ve içerik itibarıyla "Allah" isminin yerini alamaz. Bu nedenle, İslâm'a girecek kişi, "Lâ ilâhe İllâllah" der; "Lâ ilâhe illarahman" demez. Namaza başlarken, "Allahü Ekber"der; "Rahman Ekber" diyemez. Allahu Teâlâ'nın bütün isimleri güzeldir. Kur'an-ı Kerîm'de, "Allah'ın güzel isimleri vardır. O halde Allah'a o güzel isimlerle dua edin" (el-A'râf, 7/180);
"De ki: "İster Allah deyip dua edin, ister Rahman deyip dua edin; hangisi ile dua ederseniz edin, onun güzel isimleri vardır '' (el-İsrâ, 1 7/110) buyurulmuştur
Peygamber efendimiz de bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve şuûruna ererse) cennete gider. şüphesiz, Allah tektir ve tek olmayı sever" (Buhârî, Daavât, 68). Allahu Teâlâ'nın isimleri doksandokuz isimden ibaret değildir. O'nun ayet ve hadislerde gecen başka isimleri de vardır. Yalnız Tirmizî ve İbn Mâce'de geçen bir hadiste bu doksandokuz isim teker teker sayılmıştır. Bu isimler şunlardır:
1) ALLAH:-Tüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yüce Allah'ın zatının, başka hiçbir varlığa verilemeyen ismidir.
  
2) RABB: Terbiye eden, yaratan, besleyen, mâlik, en mükemmel, sahip tutan ve idare eden anlamlarına gelir. Rabb ismi, yüce Allah'ın umûmî isimlerindendir. Âlemlerin devamını sağlayan yüce Allah, onların Rabbi'dir. Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh olan Rubûbiyeti ve O'nun neticesi olan terbiyesi, besleyip büyütmesi olmasaydı, kainatta ne varlıktan, ne de tekâmül'den hiçbir eser bulunmazdı. Eğer bir kemâlimiz, bir terbiyemiz, ölçülü bir şekilde doğmamız, büyümemiz, yaşamamız ve ölmemiz varsa bunlarda yüce Allah'ın Rab sıfatının yansımasını görmemek mümkün değildir. Bu âlemde görülen ve bilinen her şeyde yüce Allah'ın sıfatlarının belirtisi vardır.
  
3) RAHMAN: Allah'ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah'tan başkasına verilmesi uygun görülmez. "Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan" diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah'ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. "Esirgeyici" olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. "Acıyan" diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız. Rahman, "pek merhametli" şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah'ın rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O'nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde "Rahman" ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman'ın en güzel açıklamasıdır.
  
4) RAHÎM: "Çok merhamet edici' anlamında bir isimdir. Allah'ın sıfat ismi olmayıp, Allah'tan başka varlıklara da verilebilen bir isimdir. Bu iki sıfat "Rahmet" mastarından türemiş olmakla beraber, aralarında ifade ettikleri anlam bakımından farklar vardır. Rahman ve Rahîm arasındaki bu farklar şöylece belirtmek mümkündür:
a) Rahman sıfatı; daha ziyâde ezelle; Rahîm sıfatı ise daha çok ebedle ilgilidir. Bu nedenle hadislerde yüce Allah'ın hakkında "Dünyanın Rahman'l ahiretin Rahîm'i" ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Rahman sıfatı bütün insanları; Rahîm sıfatı ise yalnız müminleri kapsar.
b) Rahman sıfatı; hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın varlıkları yaratmak, meydana getirmek, onların çalışıp çalışmadıklarına bakmadan sayısız nimetlerle nimetlendirmek anlamına gelirken; Rahîm sıfatı Allah'ın emirleri doğrultusunda çalışanlara, çalıştıklarının karşılığını vermek anlamına gelmektedir.
c) Rahman sıfatı; ümitsizliğe, karamsarlığa imkan bırakmayan kesin bir ümit ve ezelî bir yardım ifade eder. Rahîm sıfatı ise, yaptığımız işlerimizin Allah tarafından mükâfatlandırılacağını ifade etmektedir. Bu nedenle Rahman sıfatının ifade ettiği mânâda mü'min ve kâfir eşit tutulup ayırım yapılmamış; Rahîm sıfatının belirttiği manada ise, mü'min ve kâfir açık bir farkla ayrılmışlardır.
  
5) el-MELİK: Yüce Allah Melik'tir. Yani mülk sahibi, bütün eşyanın ve yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı olmaksızın sahip olma O'na mahsustur. Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini de aziz etme kudretine sahip olan yalnız yüce Allah'tır. O yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegane hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları idaresi altında tutan tek Allah'tır..
  
6) el-KUDDÛS: Her türlü hata, gaflet ve acizlikten uzak, eksiklikten beri, mutlak kemâl sahibi anlamında. Allah, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına sığmayan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukaddes olan en yüce varlıktır (el-Haşr, 59/23; el-Cum'a, 62/1).
7) es-SELÂM: Allah, her türlü eminliğin, salimliğin aslı olup, ayıptan kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı anlamındadır. Allah, yok olmaktan ve hatıra gelen her türlü eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyadan ve ahiretten emin olmak isteyenleri ve kurtuluşa ermek dileğinde bulunanları, kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah'tır (el-Haşr, 59/23).
8) el-MÜMİN: Allah'ın iman ve güven veren her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran anlamında bir ismidir. Allah, korku içinde olanlara emniyet ve güven verendir. Bu bakımdan her türlü korkudan emin olmak için Allah'a iltica edilmeli, O'na sığınılmalıdır.
9) el-MÜHEYMİN: Allah'ın görüp gözeten, her şeye şahit olan, her şeyi koruması altına alan, onları muhâfaza edip saklayan olduğu anlamına gelir.
10) el-AZİZ: Allah'ın, hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak gâlip gelen, son derece izzetli ve yüce olduğu manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiçbir gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah'tır.
11) el-CEBBAR: Allah'ın, yarattığı tüm varlıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, her konuda çok güçlü ve kudretli olduğu anlamındadır. Ayrıca Allah'ın yarattıklarının tümünü kendi iradesine mecbur eden, dilediğini de zorla yaptırmaya gücü yeten, kesin hükmüne karşı gelinemeyen yaratıcı olduğu anlamına da gelir. Yüce Allah'ın "Cebbâr" sıfatı sebebiyle insanların, işlerine kendi iradeleri ve serbestlikleri olmadığı sanılmamalıdır. Çünkü Allah, bildirdiği emir ve yasaklarına uyup uymama konusunda insanları kendi iradelerinde serbest bırakmıştır. Şüphesiz insanların, Allah tarafından akıllı ve iradeli yaratılmalarının bir anlamı vardır. Allah, insanı O'nun hükümlerini tanıyıp bilmesi için akıllı, kendi irade ve istekleri ile O'nun emrine uymaları ve gösterdiği bu yolda yürümeleri için de serbest iradeli yaratmıştır.
Ancak Allah'ın, insanlara işlerinde serbestlik tanımış olması, onların bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur olduğu anlamına gelmez. Örneğin Allah'ın emirlerini dinlemeyip O'na karşı gelen asiler, günahkârlar cezaya yanaşmak istemeseler de vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur olacaklardır. Allah'ın mutlak iradesi ve kudreti altına girmeyen hiçbir varlık düşünülemez. "Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir" (Âlu İmrân, 3/83).
12) el-MÜTEKEBBİR: Allah'ın her hususta çok büyük ve azamet sahibi ulu bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Büyüklük O'nun hakkıdır. Yaratılmışların hiçbirinin böyle bir hakkı yoktur. Allah, zatında sıfatlarında ve işlerinde, mutlak manada büyüklüğün tek sahibidir. Hiçbir insan için bu mânâda bir büyüklükten söz edilemez. Kendilerini büyük sanan nicelerinin, Allah'ın sonsuz kudreti ve büyüklüğü karşısında ne kadar küçüldükleri imkân imkânsız olan bir gerçektir. Büyüklük sevdasına kapılanların yok olmalarına, bazen küçücük bir olay hattâ çok küçük bir yaratık, bir mikrop bile yetmiştir. Bu gerçek karşısında insanlar hangi büyüklükten söz edebilirler?..
13) el-HÂLİK: Allah'ın yaratıcı olduğunu belirten bir sıfattır. Yaratmak ise bir şeyi var etmek, hiç benzeri olmayan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu manada Allah'tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Herşeyi yaratan O'dur. İnsanların ortaya koydukları şeyler yaratma değildir; var olanlardan yeni bir şey elde etmektir. Allah, yaratandır; O'nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır.
14) el-BÂRÎ: Allah'ın, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratması, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getirmesi mânâsındadır. Şüphesiz varlıkları seçip, düzenleyip olgunlaştırarak her birini ayrı bir özellikte yaratan Allah'tır.
15) el-MUSAVVİR: Allah'ın yaratmış olduğu varlıkların şekil ve durumlarını takdir edip, dilediği şekilde meydana getirmesi, şekillendirmesi anlamına gelir.
16) el-GAFFÂR: Kullarının günâhlarını affeden ve çok bağışlayan yüce varlık anlamına gelir. Günâh işlemek insanların özelliği olduğu gibi, onların günâhlarını örtmek ve bağışlamak da yüce Allah'ın ayrılmaz sıfatlarındandır.
17) el-KAHHÂR: Allah'ın ziyadesi ile kahredici, yok edici yüce bir varlık olduğu manasına gelir. Sonsuz kudretinin karşısında hiçbir kimsenin gücü ve kudreti olamaz. Ama serbest iradeleriyle O'nun karşısına çıkma cüretini gösterenlere de lâyık oldukları cezaları tam olarak verecektir. Allah'ın kayıtsız üstünlüğüne sınır koyacak hiçbir varlık yoktur.
18) el-VEHHÂB: Allah'ın çok hibe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sahibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.
19) er-REZZÂK: Allah'ın bütün yaratıkların rızıklarını veren olduğunu ifade eder. Her canlı için gerekli gıdayı bahşedip yaratan ve bol bol veren Allah'tır.
20) el-FETTAH: Kulların, her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran manasına gelir. Faydalı ilimlere karşı insanların kalbini açarak, onların islerini kolaylaştıran, bütün zorluklarını ortadan kaldıran yüce Allah'tır. Her işinde üstün gelen O'dur.
21) el-ÂLİM: Allah'ın, çok bilen, bilgisi ezelî ve ebedî olan, her şeyi her yönüyle bilen tek yaratıcı olduğu manasını ifade eder.
22) el-KÂBIZ: Allah'ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık oldu
Bu anlamına gelir.
23) el-BÂSIT: Allah'ın, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan yüce yaratıcı olduğunu ifade eder. Allah, insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk vererek onlara lütuf ve rahmetiyle muâmele etmektedir.
24) el-HÂFID: Allah'ın, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları rezil, perişan eden anlamına gelen bir ismidir.
25) er-RÂFİ: Kaldıran, yükselten ve yüksek olan anlamlarına gelir. Gönülleri iman ve irfan ışığıyla parlatan, yüksek gerçeklerden haberdar eden yüce Allah'tır. Her yönüyle yüce ve yüksek olan O'dur.
26) el-MU'İZZ: İzzet ve ikrâm edici, şeref sahibi anlamına gelir. Yalancılığa, samimiyetsizliğe itibar etmez.
27) el-MÜZİLL: Yüce Allah'ın, lâyık olanları zillete düşüren, zelil kılan, onları hor ve hakir eden anlamına gelen bir sıfat isimdir.
28) es-SEMI': İşiten, işitme kuvve tine sahip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve kayda bağlı olmaksızın işitir.
29) el-BASÎR: Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yaratıklarına da görme duyusunu veren anlamını taşır.
30) el-HAKEM: Hüküm koyan, emir veren, varlıklar hakkında hükmünü tamamen icra eden anlamına gelir.
31) el-ADL: Allah'ın herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zâlimi sevmeyen anlamına gelen sıfatının ismidir. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır (el-A 'raf, 7/85; Yûnus, 10/109; Yûsuf, 12/80).
32) el-LATÎF: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan, seçilmez yollardan da kullarına çeşitli faydalar ulaştırandır (el-En'âm, 6/103).
33) el-HABÎR: Herşeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle haber sahibi bulunan, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.
34) el-HALİM: Acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.
35) el-AZİM: Çok yüce ve çok büyük olan; sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlük de yalnız O'ndadır.
36) el-GAFÛR: Mağfiret eden, yargılayan, suçları bağışlayan, affeden, insanların beğenilmeyen taraflarını gizleyendir.
37) eş-ŞEKÛR: Çok şükre lâyık olan, kendi rızası için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür muamelesi yapandır.
38) el-ALİYY: Yüksek, büyük ve yüce olan; kudrette, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün kemâl sıfatlarında üstün olandır. Herşey O'nun hükmü ve emri altındâdır.
39) el-KEBİR: Büyük, yüce anlamında olup, Allah'ın kâinatı ve ondâkileri hüküm ve kudretiyle idâre eden, her şeyi hükmü altına alan sıfatının ismidir.
40) el-HAFIZ: Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, her şeyi belli vaktinde afet ve belâlardan koruyandır.
41) el-MUKÎT: Rızıkları yaratıcıdır.
42) el-HASÎB: Herkesin yaptıklarını takdir eden, yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesaba çekerek yaptığının karşılığını verendir (el-Ahzâb, 33/39).
43) el-CELÎL: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Sıfat ve-isimleriyle her türlü büyüklük kendine ait olandır.
44) el-KERÎM: Cömert, kerem sahibi; muktedir iken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getirendir.
45) er-RAKÎB: Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alandır (en-Nisâ, 4/1).
46) el-MUCÎB: İcâbet eden, isteyene karşılık veren, teklifleri bilen ve O'na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir (el-Bakara, 2/186).
47) el-VASİ': Bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yarattıklarına maddi ve manevigenişlik verendir (el-Bakara, 2/247).
48) el-HAKIM: Herşeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır.
49) el-VEDÛD: Çok şefkatli, muhabbetli, salih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegane lâyık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır (Hud, 1 1/90).
50) el-MECÎD: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73).
51) el-BAİS: Sebepleri yaratan ve ölüleri diriltendir. İhtiyaçlarma göre insanlara peygamberler gönderendir.
52) eş-ŞEHÎD: Herşeye şahit olan, her şeyi hakkıyla gören, bilen ve muamelesini de buna göre yapandır.
53) el-HAKK: Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olandır (el-Hacc, 22/6).
54) el-VEKİL: Hayatını, O'na tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O'na sığınanların işlerinde kendilerine yardım edendir; İdaresinde hiçbir kayda ve şarta bağlı olmayandır.
55) el-KAVÎ: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sahibi olandır. Herşey O'nun kudret ve kuvveti karşısında güçsüzdür; O'na boyun eğmek zorundadır.
56) el-METİN: Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş O'na zor değildir.
57) el-VELÎ: Emir sahibi ve iyi insanların yani müminlerin dostu (velisi) olup onlara yardım ederek işlerini yönetendir.
58) el-HAMÎD: Çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün varlığın diliyle övülmeye lâyık ve her an hamd edilen tek yüce varlıktır.
59) el-MUHSÎÎ: Allah, çokça veren, sonsuz düşünülse bile her şeyin sayısını her yönüyle bilendir.
60) el-MÜBDÎ: Hiç yoktan ortaya koyan, vareden, yaratandır. O'ndan başka yaratıcı yoktur.
61) el-MU'ÎD: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratandır. O'ndan başka yaratıcı olamaz.
62) el-MUHYÎ: Dirilten, canlandıran ve hayat verendir. O'nun öldürdüğüne kimse hayat veremez (Fussilet, 41/39)
63) el-MÜMÎT: Öldüren, ölümü her canlıya takdir edip bunu uygulayandır.
64) el-HAYY: Diri, canlı hiç ölmeyen, hayatı ezeli ve ebedi olandır.
65) el-KAYYÛM: Baki ve ebedi olan; her şeyin O'nun kudret ve iradesiyle varlığını sürdürebildiği tek varlıktır (el-Bakara, 2/250; Âlu İmrân, 3/1).
66) el-VÂCİD: Var olan ve her şeyi vareden, icad eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O'na karşı hiçbir şey kendini gizleyemez.
67) el-VAHİD: Tek, bir olmak, Allah ikincisi olmayan tek birdir. Zatında, sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı-dengi ve benzeri bulunmayandır.
68) es-SAMED: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm yaratıkların ihtiyacını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulandır.
69) el-KADÎR: Kudret sahibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de O'ndandır (el-Bakara, 2/20).
70) el-MUKTEDİR: Gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir.
71) el-MUKADDİM: Herşeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddi ve manevi nimetler verip yükselten, öne geçiren, ilerlemelerini sağlayandır.
72) el-MUAHHİR: Herşeyden sonra yine var olan; emir ve yasaklarına uymayanları zelil edip arkaya bırakan, istediğini geri koyandır. Sonunda yine sadece O var (olarak) kalacaktır.
73) el-EVVEL: Herşeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayandır.
74) el-AHİR: Herşey son bulunca O, var olarak kalacaktır. Varlığının sonu yoktur.
75) ez-ZÂHİR: Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı her şeyden aşikâr olandır. Her yaratık yaratanının görülen bir şâhididir.
76) el-BATIN: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. (Hayal, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi).
77) el-VALÎ: İdare eden bu büyük kâinatı ve onda her an olup bitenleri idare edip yönetendir. İdare etme yeteneği O'nundur.
78- el-MUTE'AL: Yüksek ve yüce varlık... Bilinenlerin en üstün olanı... Akım yaratılmışlarda mümkün gördüğü her şeyden çok yüce olandır.
79) el-BİRR: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma anlamlarında Yüce Allah'ın bir sıfat ismidir. İyiliği ve ihsânı çoktur. İyilik ve ihsan gibi hisler de sadece ondadır (et-Tûr, 52/28).
80) et-TEVVÂB: Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı verendir. Samimi olarak günahlardan dönüp tövbe edenleri bağışlayandır.
81) el-MÜNTEKİM: İntikam alan, günahkârları, adaletiyle yargılayarak lâyık oldukları cezaya çarptıran demektir.
82) el-AFÜV: Merhametli, daima affeden, günâhlardan dilediğini affedip suçları bağışlayandır.
83) er-RAÛF: Çok merhamet eden, insanları yükümlü tutmada pek müsâmahalı ve yumuşak davranandır.
84) MALİKÜ'L-MÜLK: Herşeyin tek sahibi, her ne varsa O'nundur. Herşey üzerinde mutlak tasarruf yetkisi sadece O'na aittir. O h;llde Ondan başkasına kulluk edilmez.
85) ZÜLCELÂL-İ VE'L-İKRÂM: Celâl ve ululuk sahibidir. İkrâm ve ihsân edicidir. Hürmet ve saygıya yegane lâyık ve tüm büyüklüklere sahip olandır.
86) el-MUKSİT: Doğru hareket eden, bütün işlerini birbirine uygun ve yerli yerinde yapandır.
87) el-CÂMİ: Derleyen, toplayan, her şeyi kudreti içinde bulundurup dilediğini istediği anda ve istediği yerde toplayandır.
88) GANÎ: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hakkında noksanlık ve ihtiyaçtan sözedilemeyendir.
89) el-MACİD: Kerem ve müsâmahası sınırsız olandır. İnsanlara iyilikle muamele edip onları himâye etme lütfunda bulunan, her türlü sıkıntılarını giderendir.
90) el-MÂNİ': Herşey O'nun emir ve korumasına bağlıdır. O'nun emri olmadıkça hiçbir şey olamaz. İstemediği şeyin, yani takdir etmediğinin olmasına imkân yoktur.
91) en-NÛR: Alemleri, bütün kâinâtı nurlandıran, aydınlatan; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur, aydınlık ihsan edendir.
92) el-HADÎ: Hidâyet eden, doğru yolu gösteren; hidayet yaratan; istediğini iyi işlerde başarıya ulaştıran, kullarına doğru yolu gösterendir.
93) el-BEDÎ: Eşi ve benzeri olmayan, bir şeyi en mükemmel yapan, yaratan, eşsiz ve görülmemiş şeyleri varedendir. Varlıklar âleminde O'nun eşi ve benzeri yoktur. Hayret verici âlemleri yoktan var eden, icad eden O'dur.
94) el-BÂKÎ: Sürekli var olan ve var olacak olandır. Sonu olmayandır. Allah'ın varlığının sonu yoktur.
95) el-VARİS: Tüm varlıkların gerçek sahibi, varisidir. Servetlerin geçici sahipleri yok olduktan sonra da varlığı devam eden ve o servetlerin sahibi olandır.
96) er-REŞÎD: Doğru yolu gösteren: İnsanları, peygamberlerin getirdiği ve tebliğ ettiği kitaplar vasıtasıyla doğru yola iletendir. Allah, bütün işleri ezeli takdirine göre yönetip, dosdoğru bir düzen içinde sonuca ulaştırandır.
97- es-SABÛR: Çok sabırlı, hiçbir şeyde acele etmeyen; kendine isyan edenleri cezalandırmada acele etmeyip, onlara süre verendir.
98- ed-DAR: Elem ve zarar verici şeyleri hikmetinin gereği olarak yaratandır. Yüce Allah, zarar veren şeyleri yaratmıştır. Fakat onlardan zarar görmemizi değil, akine maddi-manevi bütün zararlardan sakınarak korunmamızı emretmiştir.
99) en-NAFİ: Hayır ve fayda verici şeyleri yaratandır. Bütün olaylar sebepleriyle meydana geliyorsa da, sebepler yok'u var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer vesîle ve Hakk'tan isteme vâsıtası olmak üzere yaratılmışlardır.
Allah'ın zâtı, bir: güzel isimleri (esmâü'l-hüsnâ) ise çoktur. Allah'ın doksan dokuz ismi hadis-i şeriflerde de bildirilmiştir. İbn Kesir, tefsirinde, Buhâri ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den naklettikleri bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s.)'den şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor:
"Yüce Allah'ın bir eksiğiyle yüz ismi vardır. (yani doksandokuz). Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, tek 'i sever. "
|
| |
| | |  | |  |
September 20
|
Ayriliklar küçük sevgileri öldürür ama büyük sevgileri güçlendirir.Tipki rüzgarin mumu söndürüp yangini güçlendirdigi gibi...
 Gül bahçesinde geçsede ömrüm, inan üstüne gül koklamam gülüm , seni koklamak olsada ölüm, ugrunda ölmeye deger gülüm..
 Dünyada 2 renk gül olsun,biri kirmizi digeri beyaz,sen beni unutursan kirmizilar solsun,ben seni unutursam beyazlar kefenim olsun.
 Kimbilir hangi aksam günesle beraber bende sönecegim kimbilir hangi ellerden son suyumu içecegim belki göremeden ölecegim fakat yinede seni 'EBEDiYEN SEVECEGiM'
 Bir gün bir rüzgar eserse oralara.Benim sana olan sevgimi fisildarsa kulagina unutma sende bana bir tutam sevgi yolla........
 Dünyan öyle bir kararsin ki, seni aydinlatan tek isik gözlerim olsun
 Sevmek ölmektir bence , ben de sevmistim ölmeden önce
 Sari giyer günes olursun, Mavi giyer deniz olursun, Siyah giyer matem olursun, Kimbilir belki bir gün, Beyaz giyer benim olursun.
 Gözlerin Nehir,Kirpiklerin Köprü Olsun,Ben Tam Üzerinden Geçerken Ipler Kopsun,Düstügüm O Yer DUDAKLARIN OLSUN...
 Yalnizlik gecelerin,Umit bekleyenlerin,Hayal caresizlerin,Yagmur sokaklarin, Tebessum dudaklarin, Sen ise yalniz benimsin birtanem...
 Gül bahçesinde geçsede ömrüm, inan üstüne gül koklamam gülüm , seni koklamak olsada ölüm, ugrunda ölmeye deger gülüm..
 Eger beni bu sokakta,bu semtte,bu $ehirde bulamazsan sevgilim bilki ben, Gözlerinin daldigi yerdeyim...
 Güller hep ellerinde açsin,ama dikenleri batmasin.sevda hep seni bulsun,ama seni yaralamasin.mutluluk hep yüregine dolsun,ama beni unutturmasin.
 Gün bir gün, sevdalanmis geceye gecede yakomoz düsürmüs denize ogünden bugüne geceyle gündüz ayrilmaz olmus taki günes tutlup gölge düsürene dek sevdalara
 Dunyada iki kor tanidim; biri beni gormeyen sen, biri de senden ba$kasini gormeyen ben...
 Eger colde bir cicek olsan; seni kaybetmemek ; icin gozyaslarimla sulardim Eger gozumdeki bir damlayas olsaydin; seni kaybetmemek; icin hic aglamazdim..
 Gece midir insani hüzünlendiren,yoksa insan midir hüzünlenmek icin geceyi bekleyen?gece midir seni bana düsündüren yoksa ben miyim seni düsünmek icin geceyi bekleyen ?
 Ölsen bile benden kurtulamazsin. Kefen olur bedenini sararim.Yagmur olur üzerine yagarim.Çiçek olur mezarinda açarim. Ölsen bile benden kurtulamazsin
 Önce düstügümde kalkmayi ögrendim sonra aleve dokundugumda aciyi sevmeyi ögrendim sevilmeyi sonra terkedilip beklemeyi sayende unutulmayida ögrendim herseyi ögrendimde yalniz unutmayi ögrenemedim..............
 Bir Gün Cehennemde Karsilasabiliriz. Sen Kalp Hirsizi Oldugun için , Bense Tanriyi Birakip Sana Taptigim için.....
 Ustune `seviyorum` yazdigim bir kagittan, sandal yapiyor, dereye birakiyorum. ister yuzsun, ister batsin, ister bir caliya takilsin o kagit sandal, hep derenin bir yerinde olucak biliyorum..
 Kalbim seni unutacak kadar adi ise ellerim onu parcalayacak kadal asildir.
 Basini gögsüme yasladiginda tek bir düsmanim vardir:geçip giden zaman.
 Seni benim kadar sevenler , sana benim kadar hasret kalsin.
 Sen elimden tutunca, deniz basardi içimi. Sen elimden tutunca, yüregim yesil yosunlara takilip günlerce dip akintilarinin pesisira gitmk isterdim.
 Yanagina konan kar tanesi eriyip dudaklarina indiginde o bir damla serinligi biriyle paylasmak istediginde yönünü rüzgara dön yeter. Çünkü ben o rüzgardayim....
 Ben seni dün sevmedim, çünkü dün bitti. Ben seni bugün sevmedim çünkü bugün bitecek. Ben seni yarin sevdim çünkü yarinlar hiç bitmeyecek...
 Ask bir elma sekeridir. Sekeri yersin sapi kalir...
 Rüyalarini gül yapraklaiiyla yatagini papatyalarla süsledim, üzerini sevgiyle örtüp tüm kabuslari aldim ki en güzel rüyalari sen göresin..
 Yillar vardir nasil geçtigini bilmezdim, bir gün vardir yasamin anlamini degistirdi bana dair; hissetmedigimi, bilmedigimi yasatti, iste o ani senle yasadim senle sevdim.
 Kalem olsa dünyadaki bütün agaçlar ve bütün denizler mürekkep olsa senin siirini yazamam yinede...
 Yaprak döken gençligimin satir aralarinda alti kirmiziyla çizilmis ve tirnak içine alinmis suskunlugumun bas harflerisin.
 Utanirim , söyleyemem yasadigim yalnizligi , kelimeler yetmiyor ki , bu mu sevda dedikleri.
 Yaninda benden yakin baska biri de olsa , her seyi inkar etmis inandirmis olsanda , ve ona duygulanmis sevdalanmis olsanda , biliyorum bu gece beni düsüneceksin.
 Sevgimiz yavas yavas süzülen çisil yagmur gibi ama irmaklari tasiran cinsten...
 Seni düsünür , seni özlerim , sevgilerin özlemlerin derinliginde ne olur kir seytanin bacagini birkez beni hatirla , bir sonbahar serinliginde...
 Sert rüzgarlar karanlik geceleri severmis , aynen benim seni sevdigim gibi.
 Sen bazen en zifiri karanlik gecemin günesi, sen bazen yasanacak hayatin cesaret verecek mutluluk yani, sen bazen ve her zaman sevgimin tek nedeniI...
 Seni yildizlara benzetiyorum onlar kadar etkileyici,çekici ve güzelsin ama aranizda tek fark var onlar milyonlarca sen birtanesin.........
|
**AHIRET HAVA YOLLARI** |
|
|
|
6666 SEFER SAYILI DÜNYA AHiRET UÇAGI UÇUS PROGRAMI KAPTAN PILOT:.......Azrail HAREKET YERI:......Dünya HAREKET SAATI:....Ecel vakti MOLA YERI:.............Kabir VARIS NOKTASI:.....Cennet veya cehennem
YOLCUNUN KIMLIGI: ISMI:...........................Insan GÖREVI:....................Kulluk MENSEI(Maddesi):.....Toprak
BAGAJ: 1) Bes metre kumas 2) Salih amel 3) Salih bir çocugun duvasi 4) Faydali ilim
NOT: Katiyen baska bir seyin tasinmasina müsaade edilmez.
REZERVASYONLAR: Biletiniz kesinlikle iptal edilmez,ancak sadaka ile tehir edilebilir.
MUTLU BIR YOLCULUGUN SARTLARI: Yolculuk öncesi seyahatinizin selameti için kur`ani kerim ve hadis-i seriflerdeki talimatlara uyulmasi önemle rica olunur.
MESAJ: Allah ve rasulune itaat,Ölümü sürekli hatirlama,Ahirette yanliz cennet ve cehennem var oldugunun bilinmesi,Ana ve babaya iyilik yapilmasi,Yemenin içmenin ve giyinmenin her hususta helal olmasi.
UYARI: Pasaportunuz(amel defteriniz) kontrol edilecektir.Kontrol icab ettiginde video kaseti ile agizlar bagli ellerin konusmasi ve ayaklarin sahitligi ile karsilastirma yapilir. Vizeler zamaninda yaptirilmasi (namaz,oruç,zekat,vs) insallah cennet ve cemal-i ilah-iye ulasilir.Pasaportla ilgili su sorularin cevaplarini simdiden düsünelim. 1. Ömrünü nerede tükettin? 2. Gençligini nerede çürüttün? 3. Malini nereden kazandin? 4. Malini nerede harcadin? 5. Allah yolunda ne yaptin? NOT: Daha genis bilgi isteyen sayin yolcularin Allah (c.c)`in kitabi Rasülullahin hadis´i serifine bas vurmalari rica olunur.
Allah celle ve celaluhu bu uçak yolculugunda rahat ettirerek cennet´i ala´ya ulasmaya nasip etsin.
(AMIN) |
|
|  | |  |
September 19
VEDÂ HUTBESİ 
(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür
Ey İnsanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.
İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.
Ashâbım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.
Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.
Ashâbım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.
Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığnız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.
Ey İnsanlar! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.
Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.
Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir.
Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.
Ey İnsanlar! Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.
Ashabım! Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.
Ey İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:
- Allah'ın dinini teblîğ ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu".
|  | |  |
Gencin birisi Kâbe'de hep, "Ey dogrularin yardimcisi olan Allahim, ey haramdan sakinanlarin yardimcisi olan Allahim, sana hamdü sena ederim" diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep ayni duayi yapiyorsun, baska bir sey bilmiyor musun?) der. O da anlatir: -7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altin dolu bir torba buldum. Tam 1000 altin vardi. Içimden bir ses (Bu altinlarla, sunlari sunlari yaparsin) diyordu. Hayir dedim kendi kendime, bu benim degil, baskasinin mali, kullanmam haram olur dedim. Bu sirada birisi, "söyle bir torba bulan var mi?" diye bagiriyordu. Çagirdim onu, nasil bir torbaydi, içinde ne vardi diye sordum. Torbayi tarif etti ve içinde 1000 altin vardi dedi. Al öyleyse torbani diyerek verdim. Adam torbayi açip içinden bana 30 altin verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satiyorlardi.Gencin temizligi dikkatimi çekti. Yanlarina gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altin dediler. Adamdan aldigim 30 altini verip genci satin aldim.Bir iki yil geçti. Genç çok çaliskan, çok edepli idi. Onu aldigima çok memnun olmustum. Bir gün onunla giderken karsidan iki üç kisi geliyordu. Genç bana dedi ki, -Efendim, ben Fas emirinin ogluyum. Bu gelenler babamin adamlari. Beni buldular. Senden beni satin almak isterler. Sen iyi bir insansin, onlara 30 bin altindan asagiya satma) dedi.O kisiler yanima geldi, bu esiri bize satar misin dediler. Satarim dedim. 60 altin verelim dediler. Olmaz dedim. Iyi ama sen bunu 30 altina almadin mi? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alin dedim. Artira artira 20 bin altina kadar çiktilar. 30 binden asagi olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Altinlari verip, genci alip gittiler. Ben o 30 bin altinla isyerleri açtim, ticaret yaptim, daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kizi var.Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler. Ben de "olur" dedim. Nikah kiyildi. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasinda bir torba dikkatimi çekti. Kiza, "bu nedir" dedim. "Içinde 970 altin var, babam Kâbe'de bunu kaybetmis, bulan gence 30 unu vermis. Kalanini da bana hediye etti, çeyizine koyarsin dedi". Demekki buldugum altinlar benim rizkim imis, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardim edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim. Aci da olsa, dogrulari söyleyiniz. ( hadis i serif )
Takdirden ötesi yok... Nasipten ötesi yok...
(Bu yazı, ibrahim tarafından on sekiz yıllık bir öğrenim sürecinin ardından yaklaşık bir aylık düşünce safhası sonucunda, bir haftadan fazla süren bir çalışma ile özel olarak bu web sitesi için hazırlanmıştır.)
- "...Anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger.
-Bir de akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma; aksi halde kınanır ve kaybettiklerinin hasretini çeker durursun. -Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, sadece en güzel niyetle yaklaşın. -Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Zinaya yaklaşmayın; çünkü o açık bir kötülük ve çok kötü bir yoldur. -Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir. -Ölçtüğünüz zaman tamamen doğru ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyi, hem de neticesi bakımından daha güzeldir. -Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların herbiri yaptıklarından sorumludur. -Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara erişebilirsin..."
- "İyilikle kötülük bir olmaz... Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur."
- "Kim zerre miktarı kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür; kim de zerre miktarı kadar bir kötülük yaparsa karşılığını görür."
- "Yetimi sakın ezme, el açıp isteyeni de sakın azarlama."
- "...Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı hayır (yardım, sadaka) diye vermeye kalkışmayın..."
- "Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi sakın adaletsizliğe sevketmesin. Adil olun."
- "Kim sabreder ve affederse, süphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir."
- "Sen af yolunu tut, iyi olanı emret ve bilgisizlere aldırış etme."
- "Bir topluluk başka bir topluluğu alaya almasın. Belki de alaya aldıkları kişiler kendilerinden daha iyidirler."
- "Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Biriniz diğerini arkadan çekiştirmesin."
- "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!"
- "Ölçüyü tastamam yapın, eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
- "Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hali olması dışında mallarınızı aranızda haksız yollar ile yemeyin."
- "Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haksız yollarla yemeniz için o malları hakimlere aktarmayın."
- "Sevdirin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın."
- "...Yumuşak davran ! Gerçekten bu davranış kimde bulunursa onu süsler; kimde bulunmazsa onu da çirkinleştirir."
- "Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise iyiliğin tamamından mahrumdur."
- "...Asıl pehlivan kızdığı zaman kendine hakim olabilen kimsedir."
- "Üç kişi bir yerde otururlarken ikisi fısıldaşarak konuşmasınlar. Çünkü bu davranış üçüncüyü üzer."
- "İzinleri olmadan iki kişi arasına oturulmaz."
- "Bir kimse bir söz söyleyip sonra (acaba başka duyan oldu mu dercesine) iki tarafına bakındığı zaman, bu söz (dinleyene) emanettir."
- "Kişi, o müsade etmedikçe, kardeşinin alış-verişi sırasında o alış-verişe girmesin ve kardeşinin evlenme teklifi üzerine (aynı kişiye) evlenme teklifinde bulunmasın."
- "İnsanların en kötülerinden biri de, bir kısım insanlara bir yüzle başka bir kısmına ise başka yüzle görünenlerdir."
- "Fakirlere yapılan yardım bir iyiliktir; akrabaya yapılan yardım ise iki iyilik sayılır: Birincisi akrabayı gözetmek iyiliği, ikincisi de ona yardım etmek iyiliği."
- "Haset (çekememezlik) iyilikleri yer bitirir; tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi. Sadaka hataları söndürür; tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi."
- "İyi arkadaş güzel koku satan kişiye benzer; ondan sana birşey değmese bile onun kokusundan sana siner. Kötü arkadaş ise körükçüye benzer; sana karasından birşey bulaşmasa bile dumanından bulaşır."
- "İnsanlarla yaptığı işte onlara haksızlık etmemiş, konuştuğunda yalan söylememiş, söz verdiğinde sözünden dönmemiş bir kimse; şahsiyeti gelişmiş, adaleti görülmüş, kardeşi olmak gerekmiş ve arkasından konuşulması yasak olmuş bir kimse demektir."
- "İyiliğe sebep olan, onu yapan gibidir."
- "İlim Çin`de de olsa alınız..."
- "Sizden birisi bir kötülük görünce onu eli ile değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile bu durumu kötü görsün..."
- "`İnsanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa biz de iyi olur iyilik yaparız; haksızlık yaparlarsa biz de haksızlık yaparız' diyen kişilerden olmayın. Aksine siz kendinizi insanlar iyi olurlarsa iyi olmaya; kötü olurlarsa haksızlık yapmamaya alıştırın."
- "Güçsüzün incitilmeksizin hakkını alamadığı bir toplum yücelemez."
- "İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!"
- "Herhangi birinizin elinde bir fidan varken, kıyamet kopacak olsa bile onu hemen diksin."
- "Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur."
- "Siz erkeklerin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır."
- "Sizin en iyiniz, kadınlarına karşı en iyi olanınızdır."
- "Tokalaşın ki kin gitsin; hediyeleşin ki birbirinizi sevin ve düşmanlık gitsin."
SONUÇ: A-) Söylediği bu sözler, gelmesine aracılık ettiği inanç sisteminin bazı yapı taşlarını oluşturan kişi 571 yılında doğdu. Çevresindeki insanların sevgisini ve güvenini kazanarak büyüdü. Daima örnek ve saygıdeğer bir hayat yaşadı, hiçbir kötülük ve ahlâksızlık ithamına maruz kalmadı. Aksine onu tanıyan insanlar ondan bahsederken ismine "Emîn (Güvenilir)" sıfatını eklediler ve öyle çağırdılar. O 610`lu yıllarda bu sözleri söylemeye ve insanlara ulaştırmakla görevlendirildiğini söylediği inanç sistemini yaymaya başladı. O, savunduğu bu ilkeleri başka bir insandan öğrenmedi. Kendisi doğmadan babasının, altı yaşında iken ise annesinin vefatıyla tamamen yetim kalmıştı. Önce dedesi sonra amcası tarafından büyütüldü. Çobanlık yaptı, amcasıyla ticaret kervanlarına katıldı. Öncelikle okuma yazması yoktu. Sonra bulunduğu toplumda okuma yazmayı bilenlerin sayısı 15-20 kişi kadardı. Savaşların ve baskınların yoğun yaşandığı ve genelde göçebe bir kabile hayatının sürüldüğü bu devrede herhangi bir okul da yoktu. O zamanlarda, onun getirdiği ilkelerin çoğunun aksine güçlünün haklı olduğu bir devir yaşanıyordu. Hernekadar o zamanki insanlarda da vefa, cömertlik ve cesaret gibi bazı güzel nitelikler varsa da; kabileler birbirlerine karşı tuttukları kin ve düşmanlık içinde yaşıyorlar, savaşacak düşman bulamazlarsa kardeşleri ile savaşıyorlardı. İçki, kumar, fuhuş son derece yaygındı. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek gibi insanlık dışı uygulamalar vardı. Kadın tüm işlerinde erkeğin yardımcısı olduğu halde çoğu haklarından mahrum bırakılmıştı. Erkek sınırsız olarak, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Bazen kadın kocası ölünce, eşya ve hayvanlar gibi miras kalırdı. Hatta bazı erkekler bazı yiyecekleri kadınlarına yasaklamışlardı. Yıllarca süren kan davaları, köleler ve tanrı diye tapılan yüzlerce put yine bu devrin en önde gelen motiflerindendi. İnsanlar elleriyle yaptıkları putlara , taşlara ve hatta ekmeğe tanrı diye tapar, acıkınca da bunu yerlerdi. Bu zamanda insanlar iyinin tanımını yaşadıkları toplum ve hayat şartlarına göre sadece kendi vicdanlarında ve akıllarında buluyorlar ve ona göre davranıyorlardı. Bu arada bahsettiğimiz bu bölgede uzun zaman önce gelmiş İbrahim adlı bir peygamberden kalan bazı güzel nitelikleri yaşamaya çalışan çok az sayıda insan da vardı. Onlar kızlarını öldürmüyor, putlara tapmıyor, içki, fuhuş ve kumardan uzak duruyorlardı. Aynı zaman dilimi içerisinde yaşayan bazı önemli devletlerden Bizans İmparatorluğu`nda da durum pek iç açıcı değildi. Burada da kumar, içki, fuhuş ve ahlâksızlık yaygın bir halde idi. Kölelik, en kötü şartlar altında uygulanıyor, köleleler eşyadan farksız bir muamele görüyorlardı. Hür kişiler de bir bakıma köle gibi bir hayat yaşıyorlardı. Kadınların durumu, aile ilişkileri ve hak anlayışı çok vahim bir haldeydi. Yine Sasani İmparatorluğu ve Mısır`da da özellikle bazı hükümdarların zamanında aşağı yukarı benzer bozukluklar görülüyordu. Buralarda özellikle hak kavramı çok zedelenmişti. İnsanlar borcundan dolayı köleleştiriliyor, hür insanlar da baskıcı yöneticilerin emri altında köleden farksız bir şekilde çalıştırılıyorlardı. Kısacası artık insanlık -gecenin en karanlık vaktinin sabaha en yakın zaman olup aydınlanmak için güneşi beklemesi gibi- kendi üzerine doğacak ve uzun zamandır unuttuğu hâk, adalet, insan hakları, iyilik, doğruluk, güzel ahlâk gibi kavramları kendisine yeniden öğretecek bir öğretmeni bekliyordu... Ve 610`lu yıllarda günlerden birgün bu öğretmen aldığı ilk vahiyle insanlara bir uyarıcı, bir müjdeleyici, bir rahmet ve bir şahit olarak çıkageldi... Evet... Bu öğretmenin adı Hazreti Muhammed Mustafa idi (Allah`ın selamı onun üzerine olsun)...
 B-) Evet O, yukarıda anlattığımız şartlar içinde birgün çıkageldi ve onun gelmesine aracılık ettiği sistem -yani İSLAM- o çağda, artık inanılacak ve tapılacak varlığın bir ve tek olan Allah olduğundan, adalete ve hakka uymaktan, fakirlere yardım etmekten, yetimi korumaktan, komşu ve akrabaya iyilik etmekten, kadınlara ve çocuklara iyi davranmaktan, kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğundan, anne babaya iyilikten, kölelerin de bir evlat gibi kabul edilmesi gerektiğinden, insanın iyi ahlâklı olmaya çalışması gerektiğinden, yapılan hiçbir iyilik veya kötülüğün karşılıksız kalmayacağından ve hatta hayvan haklarından bile bahsetmeye başladı. O`nun zamanında ve O`ndan önceleri mutlaka savunduğu bu ilkeleri bilen ve hayatında uygulayan bazı sıradan insanlar da vardır. Ancak yukarıda anlatmış olduğumuz gibi O`nun yaşadığı şartlar altında ve O`nun gibi azimli, cesur ve iddialı bir şekilde, tamamen başarıyı hedefleyerek; gerekirse taşlanmak, yaralanmak, arkadaşlarını, can dostalarını kaybetmek ve savaşmak pahasına bu ilkeleri başka kimse savunmadı, savunamadı. Şüphesiz O`nun bu azmi, mücadelesi ve en sonunda kazandığı büyük başarı, O`nun herşeyin tek sahibi olan Yüce Allah`ın gerçek ve en son elçisi olmasından kaynaklanıyordu.
C-)Bir de şöyle düşünelim; bu insanın derdi ne idi ki, savunmaya kalkışacağı bu ilkelerin çoğunun tersinin uygulandığı bir devirde, rahat rahat evinde oturmak veya diğerleri gibi sadece kendi işi ile uğraşıp suya sabuna dokunmadan hayatta kalma mücadelesi vermek varken; neden kalkıp da tek ve ortaksız bir Allah`ın var olduğuyla, yetim ve fakirlerin korunmasıyla; adalet, hak, temizlik, iyilik, güzel ahlâk gibi kavramlarla uğraşmaya başlamıştı. O`na ne idi yetimin horlanmasından, O`na ne idi dilencinin azarlanmasından, O`na ne idi bir insanın haksızlığa uğratılmasından, O`na ne idi tüm dünyayı acımasızca sarmış ve insanlık tarihine kara bir leke gibi oturmuş kölelik kurumunun acımasızlığından. Ne gerek vardı: "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." demesine; ne gerek vardı: "Kardeşine güleryüz göstermen, yükünü yüklemesine yardım etmen sadakadır (iyiliktir)." demesine, ne gerek vardı: "İşçinizin ücretini teri kurumadan verin." demesine ve ne gerek vardı kölelik tam da alıp başını gitmişken şunları söylemesine: "Kim bir Müslüman köleyi hürriyetine kavuşturursa onun her organına karşılık, kendisinin de birer organını Allah ateşten kurtarır." "Köleler sizin kardeşleriniz ve yakın adamlarınızdır. Allah onları sizin hizmetinize vermiştir. Kimin kardeşi hizmetinde ise ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara yapamayacakları işleri buyurmayın, eğer buyurursanız yardım edin." Ne istiyordu bu insan? Para mı, mevki mi, başka birşeyler mi? Hayır. Nitekim bu ilkeleri savunmaya başlayıp taraftarlar bulması üzerine bulunduğu şehrin zengin ve önde gelen insanları O`nu savunduğu bu ilkelerden vazgeçirmeye çalıştılar. Başaramayınca baskı ile amcasını aracı yaptılar. Kendisine gelen amcasına O, şu tarihi cevabı verdi: "Ey amca, Allah`a yemin ederim ki; güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar yine bu işten vazgeçmem. Allah bu dini hakim kılıncaya, ya da bu yolda ölünceye kadar çalışırım." Şehirdeki karşıtları bunda başarılı olamayınca direk kendisine geldiler ve şöyle dediler: "Ey Muhammed! Senin için yapabileceğimiz son şeyleri bildirmeye geldik. Bunları da kabul etmezsen artık günah bizden gider. Araplar arasında kendi kavmine senin getirdiğin şeyleri getiren birini görmedik. Atalarımızı (yanlış yoldaydılar diye) kötüledin, dinimizi ayıpladın, putlarımıza hakaret ettin, bizi ahmak yerine koydun, birliğimizi parçaladın. Başımıza bundan büyük bir bela getiremezdin. Bundan maksadın ne? Mal istiyorsan aramızda mal toplayıp verelim, en zenginimiz sen ol. Mevki istiyorsan seni başımıza reis yapalım, istediğin kızı da sana alalım. Yok eğer ruhî bir hastalığa yakalanmışsan, seni doktorlara götürelim ve seni kurtarmak için her türlü fedakarlığa katlanalım." Bunun üzerine O, şöyle dedi: "Benim, sizin söylediklerinizle hiçbir alakam yoktur. Ben bu haberleri, ne sizin mallarınızı elde etmek, ne de başınıza kral olmak için getidim. Ancak, Allah beni sizlere peygamber olarak gönderdi. Bana bir kitap (Kur`ân) indirdi. Sizi Cennet`le müjdeleyip; Cehennem`le korkutmamı istedi. Ben sadece Allah`ın emirlerini sizlere ulaştıran bir nasihatçıyım. Eğer benim getirdiklerimi dinler ve kabul ederseniz, bu size dünya ve ahiret azığı olarak yeter. Reddederseniz bana düşen, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar O`nun emirlerini insanlara ulaştırmaya devam etmektir." Bundan sonra da bütün baskı, yıldırma girişimleri ve işkencelere rağmen O, bu ilkeleri savunmaya devam etti ve sonunda hedeflenen başarıya ulaştı. İşte burada belirttiğim noktalar da bize şunu gösterir ki; bu insanın bu ilkeleri canı pahasına savunması; yetimi, fakiri, adaleti, güzel ahlâkı, iyiliği, insan haklarını kendine dert edinmesi, onun her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Yüce Allah`ın en son ve gerçek peygamberi olmasından kaynaklanmaktadır... Bunda hiçbir şüphe yoktur...
D-) O, aşağıdaki sözleriyle kendisini ve getirdiği inanç sistemini şöyle misallendirdi: *"Benim ve getirdiğim ilkelerin misali şöyledir: Bir adam kavmine gelir ve der ki: `Ey kavmim! Saldırmak üzere size doğru gelmekte olan bir orduyu gözlerimle gördüm. Sizleri açıkça uyarıyorum. Hemen kaçıp kurtulun.' Bunun üzerine kavminden bir grup insan ona inanır ve hemen gece kaçmak üzere yola çıkar, rahatça gider ve kurtulurlar. Buna karşılık kavmindeki bir diğer grup insan ise ona inanmaz ve oldukları yerde sabahlarlar. Fakat sabah vakti düşman ordusu onlara aniden baskın yapar ve hepsini öldürerek köklerini kazır. İşte bu olay, bana inanarak getirdiğim ilkelere uyan insanlarla; beni reddederek getirdiğim bu hak ilkeleri yalanlayan insanlara bir misalidir."
*"Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misâli, şu adamın misâli gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik tuğla konulmayacak mı?" der. İşte ben bu tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum."
 *"Muhammed`in misali şuna benzer: Birisi bir ev yaptırmış ve içinde bir ziyafet düzenlemektedir. Bunun için insanlara davetçi gönderir. Kimler bu davetçiye uyarsa eve girer ve ziyafetten yer; kim de ona uymazsa eve de giremez, ziyafetten de yiyemez...O ev Cennet`tir, davetçi de Muhammed`dir. Her kim Muhammed`e itaat ederse Allah`a ittat etmiştir. Her kim de Muhammed`e asi olmuşsa Allah`a asi olmuştur."
*"Allah Teâlâ'nın benim ile gönderdiği hidayet ve ilimin misali bir araziye bolca yağan yağmura benzer: Yağmur alan bu arazide bir kısım vardır ki burası yağmur suyunu kabul eder (içine çeker) ve üzerinde bol bol bitkiler, otlar yetiştirir. Arazinin ikinci bir kısmı vardır ki, orası yağmur suyunu biriktirir. Biriken o yağmur suyundan Allah, insanları faydalandırır; insanlar ondan içerler, hayvanlarını ve arazilerini sulayarak ekin ekerler. Bu arazinin üçüncü bir kısmı da vardır ki suyu ne üzerinde tutar, ne de üzerinde bitki yetiştirir."
(Büyük İslam alimi Gazzâlî, Hz. Muhammed (s.a.v)'in bu hadisinde birinci kısmı [hidayet ve] ilimden kendileri yararlananlara, ikincisini bunlardan başkalarını da faydalandıranlara, üçüncüsünü de bu ilk iki faziletten de mahrum olanlara benzettiğini belirtmiştir.)
E-) Hz. Muhammed (s.a.v) insanlardan neler yapmalarını istiyordu? O, insanlardan gelmesine aracılık ettiği din olan İslam`ı kabul etmelerini ve gereklerini yerine getirmelerini istiyordu. Bunun için ilk sırada "İman" yani inanmak geliyordu. İman ise şunlardan ibaretti: 1-Allah`ın bir ve tek olduğuna, hiçbir ortağının bulunmadığına inanmak, 2-Allah`ın melekleri olduğuna inanmak, 3-Allah`ın çeşitli peygamberlere göndermiş olduğu kitapların tümüne inanmak (Yani Hz. Adem, İbrahim gibi bazı peygamberlere verilen bazı sayfalar ile Zebur, Tevrat, İncil ve Kur`an`a inanmak.), 4-Allah`ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere inanmak, 5-Ahiret gününe ve öldükten sonra dirilmeye inanmak, 6-Kadere inanmak.
İmanın ardından şu beş temel ibadetin öncelikle ve devamlı yerine getirilmesini istiyordu: 1-Allah`tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, 2-Günde beş kere belirli vakitlerde namaz kılmak, 3-Yaklaşık olarak 85 gr altın değerinde ve ihtiyacından fazla malı olan kişinin en az senede bir kere fakirlere malının 2.5/100`unu zekât olarak vermesi, 4-Senede bir ay Ramazan ayında gündüzleri oruçlu olmak, 5-Yeterli imkân bulunabildiği takdirde Mekke`ye Kâbe`yi hacca gitmek |